İran ile İsrail arasındaki savaş 100. gününü geride bırakırken, çatışmanın Ortadoğu'yu nasıl yeniden şekillendirdiğine dair kapsamlı bir analiz yapılıyor. Mouin Rabbani'nin sunduğu "Palestine This Week" programında, savaşın çözülmemiş Filistin meselesinden kaynaklandığı, ABD gücünün sınırlarına dayandığı ve İsrail-ABD ilişkilerinde derin çatlaklar oluştuğu vurgulanıyor. Özellikle İsrail istihbaratının ABD'yi hedef alan casusluk faaliyetleri, iki müttefik arasındaki güven bunalımını gözler önüne seriyor.
Filistin Sorununun Merkezi Rolü
Analistlere göre, mevcut savaşın temelinde Filistin sorununun çözümsüzlüğü yatıyor. İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikaları ve Kudüs'teki statüko değişiklikleri, İran destekli grupların direnişini körüklüyor. Rabbani, savaşın aslında Filistin meselesinin bölgesel bir çatışmaya dönüştüğünü ve İran'ın bu durumu kendi nüfuz alanını genişletmek için kullandığını belirtiyor. Savaşın ilk 100 gününde Gazze'deki insani kriz derinleşirken, İran'ın nükleer programı da yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına yerleşti.
İsrail'in askeri operasyonları, Filistinli sivil kayıpların artmasına ve altyapının büyük ölçüde tahrip olmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 100 günde 5 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti, yüz binlerce kişi yerinden edildi. Bu durum, uluslararası kamuoyunda İsrail'e yönelik eleştirileri artırırken, ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz desteği sorgulamaya başladı.
ABD Gücünün Sınırları ve İsrail-ABD Çatlağı
Savaşın bir diğer önemli boyutu, ABD'nin bölgedeki etkinliğinin sınanması. Washington, İsrail'e askeri ve diplomatik destek sağlasa da, çatışmanın yayılmasını engelleyemedi. ABD'nin İran'a yönelik yaptırım politikaları beklenen sonucu vermezken, Çin ve Rusya'nın arabuluculuk girişimleri ABD'nin bölgedeki hegemonyasını zayıflatıyor. The New York Times'ın haberine göre, İsrail istihbaratının ABD diplomatik misyonlarını dinlemesi, iki ülke arasındaki güveni daha da sarstı. İsrail'in bu casusluk faaliyeti, ABD Kongresi'nde krize yol açarken, Beyaz Saray İsrail'e yönelik askeri yardım paketini gözden geçirme sinyali verdi.
Uzmanlar, bu sürecin İsrail-ABD ilişkilerinde Soğuk Savaş döneminden bu yana en büyük krizi tetikleyebileceğini ifade ediyor. Özellikle İsrail'in İran'a yönelik olası bir kara harekâtı planları, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını riske atıyor. Öte yandan, İran destekli Hizbullah'ın Lübnan'dan İsrail'e yönelik roket saldırıları, savaşın çok cepheli bir hal almasına neden oldu. Bölge ülkeleri bu durumu endişeyle izlerken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler çatışmanın kendi sınırlarına sıçramaması için diplomatik çaba harcıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını doğrudan etkiliyor. Ankara, Filistin meselesindeki tarihsel duruşu gereği savaşın sona ermesi ve iki devletli çözüm için girişimlerini sürdürüyor. Ancak İran-İsrail çatışmasının Türkiye'nin güney sınırlarına yaklaşması, güvenlik risklerini artırıyor. Ayrıca, ABD-İsrail arasındaki güven bunalımı, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve F-35 gibi savunma projelerindeki rolünü de etkileyebilir. Ekonomik boyutta ise savaşın enerji fiyatlarını yükseltmesi, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini artırarak cari açığa baskı yapıyor. Türkiye, bu krizde hem bölgesel istikrarı korumak hem de ekonomik çıkarlarını savunmak için dengeli bir diplomasi yürütmek zorunda.