Birleşik Krallık siyasi tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşıyor. Pazartesi sabahı Başbakan Keir Starmer, Downing Sokağı’nda eşi ve ekibiyle birlikte güneşli bir sabaha adım atarken, gözyaşlarına boğuldu ve artık ülkeyi yönetecek doğru kişi olmadığını söyledi. Starmer, İngiliz siyasi tarihinin en büyük seçim zaferlerinden birini kazanmasına rağmen, görevde bir yıldan az kaldıktan sonra istifa etti. Bu istifa, ülkenin son 10 yılda gördüğü 6. başbakan değişikliği olarak kayıtlara geçti. Brexit referandumuyla başlayan siyasi deprem, pandemi, enerji krizi ve artan yaşam maliyetiyle birleşince, Westminster’da istikrar kavramı neredeyse tamamen yok oldu.
Siyasi depremin arka planı: Brexit’ten Starmer’a
2016’daki Brexit referandumu, David Cameron’un istifasına yol açtı. Ardından gelen Theresa May, erken seçim hezimeti ve Brexit anlaşmasındaki tıkanıklık yüzünden 2019’da koltuğunu bıraktı. Boris Johnson, Covid-19 skandalları ve etik tartışmalarla 2022’de çekildi. Kısa süreli Liz Truss dönemi, mali piyasalarda adeta bir çöküş yarattı. Ardından gelen Rishi Sunak, partisini toparlayamadı ve 2024 seçimlerinde Starmer’a yenildi. Starmer ise İşçi Partisi’ni merkeze çekerek büyük bir zafer kazandı ama ekonomideki daralma, NHS’deki kriz ve artan vergi yükü kamuoyu desteğini hızla eritti. İstifası, ülkenin yönetilemez bir noktaya geldiğini gösteriyor.
Starmer’ın kısa süren başbakanlığı, İngiltere’nin siyasi kurumlarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtladı. Seçim kampanyasında vaat ettiği “ulusal şifa” ve “sessiz liderlik” söylemi, hızla artan enflasyon ve grev dalgası karşısında yetersiz kaldı. Parlamentodaki muhalefet, yeni seçim çağrıları yaparken, kamuoyu siyasetçilere olan güvenini neredeyse tamamen yitirdi.
Küresel ve bölgesel yansımalar: İstikrarsızlık kimin işine yarıyor?
Birleşik Krallık’taki siyasi belirsizlik, sadece ada ülkesini değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Brexit sonrası AB ile ilişkilerin yeniden şekillendiği bir dönemde İngiltere’nin içe kapanması, Transatlantik ittifakında bir boşluk yaratıyor. ABD’de başkanlık seçimleri ve Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı güvenlik krizi, Batı bloğunun en istikrarlı üyelerinden biri olarak görülen İngiltere’nin zayıflamasıyla yeni bir boyut alıyor. Ekonomide ise sterlinin değer kaybı ve Londra’nın finans merkezi olarak çekiciliğinin azalması, küresel piyasalarda tedirginlik yaratıyor. Özellikle Nijerya, Hindistan ve Asya-Pasifik’teki eski sömürgelerle yapılan ticaret anlaşmaları, siyasi istikrarsızlık yüzünden uygulamada aksıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye için Birleşik Krallık, ticaretin yanı sıra savunma sanayii ve stratejik ortaklık açısından önemli bir partner. Starmer hükümetinin istifası, iki ülke arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nın genişletilmesi ve savunma işbirliği projelerinin geleceği konusunda belirsizlik yaratıyor. Üstelik İngiltere’nin AB’den uzaklaşarak bağımsız bir ticaret politikası izleme çabası, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini de dolaylı etkileyebilir. Londra’nın zayıflaması, küresel jeopolitik dengede bir boşluk oluştururken, Türkiye’nin bu belirsizlikten etkilenmemesi için alternatif ortaklıklarını güçlendirmesi gerekebilir. Kısacası, İngiltere’deki siyasi kriz, Türk dış politikasının önüne hem riskler hem de fırsatlar koyuyor.