Zimbabve Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa, görev süresini 2028'den 2030'a uzatan ve gelecekteki cumhurbaşkanlarının doğrudan halk oylaması yerine meclis tarafından seçilmesini öngören tartışmalı anayasa değişikliğini yasalaştırdı. CAB3 olarak bilinen yasa, iktidardaki ZANU-PF partisinin meclisteki çoğunluğu sayesinde hızla kabul edildi ve muhalefet partileri ile sivil toplum kuruluşlarının sert tepkisine yol açtı. Eleştirmenler, bu adımın Zimbabve'deki demokratik kazanımları ciddi şekilde zedelediğini ve ülkeyi tek parti yönetimine sürüklediğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: Siyasi kriz ve güç mücadelesi
Zimbabve, 2017'de Robert Mugabe'nin devrilmesinden bu yana derin bir siyasi kriz içinde. Mnangagwa, yönetimi boyunca ekonomik çöküş, hiperenflasyon ve yaygın yolsuzluk iddialarıyla boğuşuyor. Muhalefetin önde gelen isimlerinden Nelson Chamisa'nın itirazlarına rağmen, ZANU-PF'nin meclisteki üstünlüğü, anayasa değişikliklerini engellenemez kılıyor.
CAB3 yasası, cumhurbaşkanının görev süresini iki dönemle sınırlayan mevcut anayasa hükmünü delerek Mnangagwa'ya üçüncü bir dönem kapısı aralıyor. Ayrıca, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin meclis tarafından yapılması, ZANU-PF'nin kontrolündeki bir meclisin istediği adayı seçmesini garanti altına alıyor. Bu düzenleme, Zimbabve'deki çok partili sistemi fiilen tek parti yönetimine dönüştürme riski taşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika'da otoriterleşme eğilimleri
Zimbabve'deki bu gelişme, Afrika kıtasında artan otoriterleşme eğilimlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda Uganda, Tanzanya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ruanda gibi ülkelerde de benzer anayasa değişiklikleriyle liderler görev sürelerini uzattı. Afrika Birliği ve Batılı ülkeler, CAB3 yasasını demokratik gerileme olarak nitelendirse de, etkili bir yaptırım uygulamaktan kaçınıyor.
Uluslararası toplumun bu konudaki tepkisi sınırlı kalırken, Çin ve Rusya gibi küresel güçler ZANU-PF yönetimine desteklerini sürdürüyor. Özellikle Çin, Zimbabve'nin en büyük ticaret ortağı ve yatırımcısı konumunda. Bu durum, Batı'nın demokrasi söylemleriyle Çin'in kaynak odaklı dış politikası arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasında artan nüfuzuyla Zimbabve dahil birçok ülkeyle ekonomik ve diplomatik ilişkiler geliştiriyor. Ancak Zimbabve'deki otoriterleşme eğilimi, Türkiye'nin Afrika'da demokratikleşme ve istikrar vurgusuyla çelişebilir. Ankara, Zimbabve'yle ticari bağlarını sürdürürken, sivil toplum ve demokrasi alanındaki projelerini gözden geçirmek zorunda kalabilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik çıkarlarını da dolaylı olarak etkileyebilir.