Suudi Arabistan ile Yemen'deki Husi isyancıları arasındaki çatışmalarda ABD'nin acil bir rol üstlenmesinin beklenmediği, enerji piyasaları uzmanı Ziemba tarafından ifade edildi. Ziemba, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırma veya doğrudan müdahale etme konusunda isteksiz olduğunu, bunun da çatışmanın seyrini ve küresel petrol arzını etkileyebileceğini söyledi. Açıklama, Suudi Arabistan'ın Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geldi.
Çatışmanın Arka Planı ve ABD'nin Tutumu
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Husi isyancılarına karşı yürüttüğü operasyonlarla derinleşti. Husiler, başkent Sana'a ve ülkenin kuzey bölgelerinin büyük bölümünü kontrol ediyor. Suudi Arabistan ise Yemen hükümetini destekleyerek Husilerin İran ile bağlantılı olduğunu ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini savunuyor. ABD, uzun süredir Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlasa da, özellikle son yıllarda doğrudan askeri angajman konusunda çekimser bir tutum izliyor. Biden yönetimi, Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarında kısıtlamalara gitmiş ve Yemen savaşında diplomatik çözüm çağrılarını artırmıştı. Ziemba'nın değerlendirmesi, ABD'nin bu çatışmada aktif bir askeri rol almaktan kaçınacağına işaret ediyor. Uzman, ABD'nin önceliğinin bölgedeki gerilimi tırmandırmak yerine, İran ile nükleer müzakereler ve diğer bölgesel konularda diyalog kanallarını açık tutmak olduğunu belirtiyor.
Suudi Arabistan'ın son dönemde Husilere yönelik hava saldırılarını artırması, Kızıldeniz'deki güvenlik endişelerini de beraberinde getirdi. Husilerin zaman zaman Suudi topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemesi, bölgedeki tansiyonu yüksek tutuyor. ABD'nin bu saldırılara karşı Suudi Arabistan'a sağladığı savunma desteği ise sınırlı düzeyde kalıyor. Ziemba, ABD'nin doğrudan müdahale yerine, Suudi Arabistan'ın kendi kapasitesini güçlendirmesine ve bölgesel aktörlerle işbirliği yapmasına odaklandığını vurguluyor. Bu durum, Suudi Arabistan'ın askeri operasyonlarında daha fazla sorumluluk alması anlamına geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol ve Ekonomik Etkiler
Suudi-Husi çatışması, küresel petrol piyasaları için önemli bir risk faktörü olmayı sürdürüyor. Suudi Arabistan'ın dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olması, çatışmanın seyrinin enerji fiyatlarını doğrudan etkileyebileceği anlamına geliyor. Husilerin Suudi petrol tesislerine yönelik saldırıları, geçmişte petrol fiyatlarında ani sıçramalara neden olmuştu. 2019'da Abqaiq ve Khurais tesislerine düzenlenen saldırılar, küresel petrol arzının yüzde 5'ini geçici olarak kesintiye uğratmış ve fiyatları fırlatmıştı. Ziemba, ABD'nin acil müdahale etmemesinin, Suudi Arabistan'ın kendi güvenlik önlemlerini artırmasına ve petrol altyapısını korumak için daha fazla yatırım yapmasına yol açabileceğini belirtiyor. Ancak bu durum, Suudi Arabistan'ın savunma harcamalarını artırması ve bütçe dengelerini etkilemesi açısından da dikkat çekiyor.
Küresel ekonomi açısından, çatışmanın uzaması ve ABD'nin devrede olmaması, petrol arz güvenliğine ilişkin belirsizlikleri artırabilir. Özellikle Avrupa ve Asya'daki petrol ithalatçısı ülkeler, Suudi Arabistan'dan gelecek arzın kesintiye uğraması riskini yakından izliyor. Öte yandan, ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, Çin ve Rusya'nın Ortadoğu'daki etkisini artırmasına zemin hazırlayabilir. Çin, Suudi Arabistan'ın en büyük petrol müşterisi konumunda ve son yıllarda bölgede diplomatik ve ekonomik angajmanını derinleştiriyor. Rusya ise Suriye ve İran ile yakın ilişkileri üzerinden bölgesel denklemde ağırlığını koruyor. ABD'nin askeri angajmanı azaltması, bu aktörlerin manevra alanını genişletebilir.
Ziemba'nın değerlendirmesi, aynı zamanda ABD'nin küresel liderlik rolündeki dönüşümü de yansıtıyor. Biden yönetimi, askeri müdahalelerden kaçınarak diplomatik çözümlere öncelik veriyor ve bölgesel müttefiklerden daha fazla sorumluluk almasını bekliyor. Bu politika, Suudi Arabistan gibi geleneksel müttefiklerle ilişkilerde zaman zaman gerginliklere yol açsa da, ABD'nin kaynaklarını başka önceliklere yönlendirmesine olanak tanıyor. Uzmanlar, ABD'nin Yemen savaşında arabuluculuk çabalarını sürdüreceğini, ancak askeri bir çözümün parçası olmayacağını öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi-Husi çatışmasında doğrudan taraf olmasa da, bölgesel istikrar ve enerji güvenliği açısından gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye, Yemen'deki krize siyasi çözüm çağrısı yaparken, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son dönemde normalleştirme sürecine girdi. ABD'nin çatışmada aktif rol almaması, Türkiye'nin bölgede diplomatik etkinliğini artırma potansiyelini gündeme getirebilir. Öte yandan, çatışmanın uzaması ve petrol fiyatlarında olası dalgalanmalar, enerji ithalatçısı Türkiye ekonomisi için risk oluşturuyor. Türkiye, aynı zamanda Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki güvenlik dinamiklerini, ticaret yollarının güvenliği açısından izliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Ortadoğu'da denge politikası izlemesini ve bölgesel diyalog mekanizmalarında aktif rol almasını gerektirebilir.