Filistin'de zeytin hasadı sezonunun yaklaşmasıyla birlikte, çiftçiler İsrail askerleri ve yasadışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarına karşı acil uluslararası koruma çağrısında bulunuyor. Her yıl ekim-kasım aylarında gerçekleşen hasat, Filistin ekonomisi ve kültürel kimliği için hayati önem taşırken, çiftçiler bu dönemde artan şiddet olaylarıyla karşı karşıya kalıyor. Uluslararası toplumun müdahalesi olmadan hasadın güvenli bir şekilde yapılması neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.
Zeytin Hasadının Filistin İçin Önemi ve Karşılaşılan Tehditler
Zeytin, Filistin tarımının bel kemiği. Filistin İstatistik Merkezi verilerine göre, zeytin ağaçları Batı Şeria ve Gazze'deki tarım arazilerinin yaklaşık %45'ini kaplıyor ve tarımsal üretimin %14'ünü oluşturuyor. Yıllık zeytinyağı üretimi 30-40 bin ton arasında değişiyor ve bu ürün hem iç tüketimde hem de ihracatta kritik bir rol oynuyor. Ancak son yıllarda artan yerleşimci şiddeti, askeri kısıtlamalar ve ağaç kesme olayları nedeniyle üretim ciddi şekilde düşüş gösterdi.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü raporlarına göre, 2023 hasat sezonunda yüzlerce saldırı kaydedildi; onlarca çiftçi yaralandı, binlerce ağaç tahrip edildi. İsrail ordusunun sık sık güvenlik gerekçesiyle kapattığı bölgelerde çiftçiler tarlalarına erişemiyor. Yerleşimciler ise silah zoruyla hasadı engelliyor, ürünlere el koyuyor. Bu durum, Filistinlilerin geçim kaynaklarını yok ederek onları topraklarından koparmayı amaçlayan sistematik bir politikanın parçası olarak değerlendiriliyor.
Filistinli çiftçiler, uluslararası gözlemcilerin ve barış gücünün bölgede konuşlandırılmasını talep ediyor. Ancak bugüne kadar Birleşmiş Milletler veya diğer uluslararası kuruluşlar etkili bir koruma mekanizması oluşturamadı. İsrail yönetimi ise uluslararası müdahaleyi egemenlik ihlali olarak nitelendiriyor ve reddediyor.
Uluslararası Hukuk ve Bölgesel Dinamikler
Uluslararası hukuk çerçevesinde, işgal altındaki topraklarda yaşayan sivillerin korunması sorumluluğu işgalci güce aittir. Ancak İsrail'in bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, aksine ihlallerin faili olduğu yönünde geniş bir uluslararası konsensüs bulunuyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ne göre, işgalci güç sivillerin güvenliğini sağlamakla yükümlü; ancak Filistin topraklarında bu yükümlülük sistematik olarak ihlal ediliyor.
Avrupa Birliği ve ABD, zaman zaman yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapsa da somut adımlar atmaktan kaçınıyor. 2024 başında ABD, aşırılık yanlısı yerleşimcilere yönelik vize kısıtlamaları getirdi; fakat bu adımın caydırıcılığı sınırlı kaldı. Bölgedeki gerginlik, Gazze'deki savaşın da etkisiyle daha da arttı; Batı Şeria'da şiddet olayları rekor seviyeye ulaştı.
Filistin yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvurarak yerleşimci şiddetini savaş suçu olarak soruşturulmasını talep etti. Ancak süreç yavaş ilerliyor. Bu arada çiftçiler, her yıl olduğu gibi bu yıl da hasat sezonunda can güvenliği endişesiyle tarlalarına gitmekte tereddüt ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, zeytin hasadı döneminde yaşanan insani kriz karşısında diplomatik girişimlerini artırabilir. Ankara, uluslararası platformlarda İsrail'in işgal politikalarını kınayarak Filistinli çiftçilerin korunması için somut adımlar atılması çağrısında bulunabilir. Ayrıca Türkiye, bölgede barış ve istikrarın tesisi için arabuluculuk rolü üstlenebilir; ancak İsrail ile ilişkilerin normalleşme süreci bu tür adımları sınırlayabilir. Ekonomik açıdan, Filistin'den zeytinyağı ithalatı sınırlı olsa da, Türkiye'nin insani yardım koridorlarının açılması yönündeki çabaları bölgesel liderlik iddiasını güçlendirebilir. Uluslararası toplumun etkisizliği, Türkiye'nin daha aktif bir rol oynaması için zemin hazırlıyor.