Yeni yayımlanan OECD verileri, gelişmiş ülkelerin 2025 yılına kadar yoksul ülkelere iklim değişikliğine uyum sağlamaları için yılda 40 milyar dolar sağlama taahhüdünü büyük ölçüde kaçırdığını ortaya koydu. Yardım kesintilerinin etkisiyle gelişmiş ülkeler, bu hedefe ulaşmada ciddi bir başarısızlık gösterdi. Bu durum, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız olan ülkeleri zor durumda bırakıyor.
Hedeften sapma: 40 milyar dolarlık taahhüt neden tutmadı?
OECD'nin yayımladığı son rapora göre, 2023 yılında gelişmiş ülkeler tarafından yoksul ülkelere sağlanan iklim uyum finansmanı yalnızca 25 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2025 hedefi olan 40 milyar doların oldukça altında kaldı. Raporda, yardım bütçelerindeki kesintilerin bu başarısızlıkta önemli rol oynadığı belirtiliyor. Özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa gibi büyük bağışçı ülkelerin, pandemi sonrası artan borç yükleri ve Ukrayna savaşı gibi jeopolitik krizler nedeniyle dış yardımlarını kıstığı görülüyor.
İklim uyum finansmanı, yoksul ülkelerin kuraklık, sel, fırtına gibi iklim kaynaklı afetlere karşı altyapılarını güçlendirmeleri, tarım desenlerini değiştirmeleri ve su kaynaklarını daha verimli kullanmaları için kritik öneme sahip. Oysa gelişmiş ülkeler, bu yardımı yapmak yerine, fosil yakıt sübvansiyonlarını artırmaya devam ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, 2023 yılında küresel fosil yakıt sübvansiyonları 7 trilyon doları aştı. Bu, iklim uyum finansmanı hedefinin katbekat üzerinde bir rakam.
Küresel güven ve adalet krizi
Zengin ülkelerin iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmemesi, iklim değişikliğiyle mücadelede güven bunalımına yol açıyor. Gelişmekte olan ülkeler, tarihsel olarak sera gazı emisyonlarının çoğundan sorumlu olan zengin ülkelerin, iklim değişikliğinin bedelini ödemekte yetersiz kaldığını dile getiriyor. Bu durum, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) müzakerelerinde kuzey-güney ayrışmasını derinleştiriyor. Özellikle Afrika ülkeleri ve küçük ada devletleri, uyum finansmanının olmaması durumunda iklim değişikliğinin yıkıcı etkileriyle başa çıkamayacaklarını vurguluyor.
Uzmanlar, iklim uyum finansmanındaki bu açığın sadece bir yardım sorunu değil, aynı zamanda bir adalet ve insan hakları sorunu olduğuna dikkat çekiyor. İklim değişikliğine en az katkıda bulunan ülkeler, en ağır bedeli öderken, zengin ülkelerin taahhütlerini yerine getirmemesi, küresel eşitsizlikleri daha da körüklüyor. Ayrıca, iklim göçü ve çatışmalar gibi güvenlik risklerini de artırıyor. Dünya Bankası'nın bir raporuna göre, 2050 yılına kadar iklim değişikliği nedeniyle 216 milyon insanın yer değiştirmek zorunda kalabileceği tahmin ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğine karşı savunmasız bir coğrafyada yer alırken, aynı zamanda bir orta gelirli ülke olarak yeterli uyum finansmanına erişemiyor. Gelişmiş ülkelerin taahhütlerini yerine getirmemesi, Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum projelerini (kuraklık yönetimi, sel kontrolü, tarımda dönüşüm) finanse etmesini zorlaştırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile iklim diplomasisinde elini zayıflatabilir; AB, yeşil mutabakat çerçevesinde sınırda karbon düzenlemesi gibi uygulamalarla Türkiye'den daha fazla iklim eylemi beklerken, finansman sağlama konusundaki başarısızlık bu beklentiyi adaletsiz kılıyor. Bölgesel olarak, Orta Doğu ve Akdeniz havzasında iklim değişikliğine uyum sağlayamayan ülkelerden kaynaklanan göç ve istikrarsızlık riskleri artabilir, bu da Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye'nin, iklim finansmanında daha adil bir pay için uluslararası platformlarda aktif rol alması kritik önem taşıyor.