ABD'deki varlıklı yatırımcılar, sermaye kazancı vergisini ertelemek ve hatta tamamen kaçınmak için kişiye özel borsa yatırım fonlarını (ETF) kullanmaya başladı. Bu yasal vergi boşluğu, Wall Street'te hızla popülerleşirken, vergi adaleti konusundaki tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Özellikle teknoloji milyarderleri ve hedge fon yöneticileri tarafından tercih edilen bu yöntem, büyük servetlerin vergilendirilmemesine yol açıyor.
Kişiye Özel ETF'ler Nasıl Çalışıyor?
Geleneksel ETF'ler, bir sepetteki hisseleri izler ve yatırımcılar hisselerini sattıklarında sermaye kazancı vergisi öderler. Ancak kişiye özel (bespoke) ETF'ler, belirli bir yatırımcının portföyüne göre özelleştiriliyor. Bu fonlar, hisse senetlerini doğrudan yatırımcıya değil, fonun kendisine devrederek vergiyi erteliyor. Ayrıca, fon yöneticileri, vergi kaybı toplama (tax-loss harvesting) stratejileriyle kazançları kayıplarla dengeleyerek vergi yükünü azaltabiliyor. Bu yöntem, özellikle büyük sermaye kazançları olan yatırımcılar için cazip hale geliyor.
ABD'de bu tür fonların sayısı son üç yılda hızla arttı. 2020'de sadece birkaç tane olan kişiye özel ETF sayısı, 2023 itibarıyla 50'yi aştı ve yönetilen varlık miktarı 30 milyar doları geçti. Bu fonların çoğu, yıllık en az 1 milyon dolar yatırım yapabilen akredite yatırımcılara açık. Büyük bankalar ve varlık yönetim şirketleri, bu alanda hizmet vermek için yarışıyor.
Vergi Boşluğunun Küresel Yansımaları
Bu vergi boşluğu, sadece ABD'de değil, diğer ülkelerde de dikkat çekiyor. Avrupa Birliği ve OECD, benzer vergi kaçırma yöntemlerine karşı düzenlemeler getirmeye çalışıyor. Ancak ABD'deki bu uygulama, özellikle teknoloji şirketlerinin kurucuları ve üst düzey yöneticileri tarafından yoğun olarak kullanılıyor. Örneğin, bazı milyarderler, ellerindeki hisseleri kişiye özel ETF'lere devrederek vergiyi yıllarca erteleyebiliyor. Bu durum, gelir eşitsizliğini artıran bir faktör olarak eleştiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'deki vergi politikaları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Küresel sermaye akışları ve vergi arbitrajı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri de etkileyebilir. Yabancı yatırımcılar, benzer yöntemleri Türkiye'de de uygulamak isteyebilir. Türkiye'nin mevcut vergi mevzuatı, bu tür kişiye özel fonları doğrudan hedeflemiyor ancak, vergi adaleti tartışmaları ve kayıtdışı ekonominin önlenmesi bağlamında, bu tür boşlukların kapatılması gündeme gelebilir. Ayrıca, Türk varlıklı yatırımcıları da benzer yöntemleri yurtdışında kullanıyor olabilir; bu da vergi gelirlerinde kayba yol açabilir. Türkiye'nin, OECD'nin vergi kaçırmayı önleme çalışmalarına uyum sağlaması ve bu tür yenilikçi vergi planlama araçlarına karşı önlem alması gerekebilir.