2022'de Jeremy Shapiro, "We Are on a Path to Nuclear War" başlıklı yazısında Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın nükleer tırmanmaya doğru gittiği uyarısında bulunmuştu. Savaşın dördüncü yılında Shapiro, bu argümanını yeniden gözden geçirmek üzere sorularımızı yanıtladı. Shapiro'ya göre, Ukrayna'nın zaferi paradoksal bir şekilde nükleer riski artırabilir; çünkü Rusya, konvansiyonel bir yenilgiyi kabul etmek yerine nükleer seçeneklere yönelebilir. Bu değerlendirme, Batı'nın Ukrayna'ya verdiği desteğin sınırlarını ve Rusya'nın nükleer doktrinindeki değişimleri yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Zaferin Paradoksu: Konvansiyonel Yenilgi ve Nükleer Eşik
Jeremy Shapiro, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nde (ECFR) araştırma direktörü olarak görev yapıyor. 2022'deki yazısında, Rusya'nın Ukrayna'da askeri olarak yenilgiye uğratılmasının nükleer bir yanıtı tetikleyebileceğini savunmuştu. Aradan geçen dört yılda savaş, birçok analistin öngördüğünden daha uzun sürdü ve Rusya, konvansiyonel kayıplarına rağmen nükleer silahlara başvurmadı. Ancak Shapiro, bu durumun riskin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini belirtiyor. Aksine, Ukrayna'nın Kırım da dahil olmak üzere topraklarını geri alması ve Rusya'nın bunu kabullenmek zorunda kalması, Moskova'nın nükleer eşiği aşma olasılığını artırabilir.
Shapiro'nun argümanı, Rusya'nın nükleer doktrininde 2020'de yapılan değişikliklere dayanıyor. Bu doktrin, devletin varlığına yönelik bir tehdit durumunda nükleer silah kullanımına izin veriyor. Shapiro, Rusya'nın Ukrayna'da toprak kaybetmesinin, Putin rejiminin hayatta kalmasını tehdit eden bir varoluşsal kriz olarak algılanabileceğini ve bunun da nükleer seçeneği masaya getirebileceğini söylüyor. Ancak Batı'nın Ukrayna'ya verdiği destek, bu riski göze alacak kadar güçlü mü? Shapiro, Batı'nın Ukrayna'nın zaferini desteklerken aynı zamanda Rusya'yı köşeye sıkıştırmaktan kaçınması gerektiğini vurguluyor.
Shapiro'ya göre, savaşın gidişatı 2022'deki tahminlerden farklı gelişti. Rusya, beklenen hızlı zaferi elde edemedi ve Batı'nın yaptırımları ile Ukrayna'nın direnişi karşısında ağır kayıplar verdi. Yine de Rusya, nükleer tehditleri bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmedi. Shapiro, Rusya'nın nükleer silahları kullanma maliyetinin Batı'nın vereceği tepkiye bağlı olduğunu belirtiyor. Eğer Batı, Rusya'nın nükleer kullanımına karşı kesin ve orantılı bir yanıt vereceğini taahhüt ederse, Kremlin'in bu adımı atma olasılığı azalabilir. Ancak Batı'nın bu konudaki belirsizliği, riski artırıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Ukrayna savaşı, nükleer silahların uluslararası güvenlikteki rolünü yeniden gündeme getirdi. Soğuk Savaş sonrası dönemde nükleer silahların caydırıcılık işlevi sorgulanırken, Rusya'nın Ukrayna işgali ve nükleer tehditleri, nükleer silahların hala önemli bir caydırıcılık aracı olduğunu gösterdi. Bu durum, diğer nükleer güçlerin de doktrinlerini gözden geçirmesine yol açabilir. Özellikle Çin'in Tayvan konusundaki tutumu ve Kuzey Kore'nin nükleer programı, bu bağlamda daha fazla dikkat çekiyor.
Shapiro, savaşın dördüncü yılında, Batı'nın Ukrayna'ya verdiği desteğin sürdürülebilirliğinin sorgulandığını belirtiyor. ABD ve Avrupa'da kamuoyu yorgunluğu artıyor, ekonomik maliyetler yükseliyor. Ancak Shapiro, Ukrayna'nın zaferinin sadece Ukrayna için değil, aynı zamanda uluslararası düzen için de kritik olduğunu savunuyor. Rusya'nın Ukrayna'da kazanması, diğer otoriter rejimlere cesaret verebilir ve uluslararası hukukun temel ilkelerini zayıflatabilir. Bu nedenle Batı'nın Ukrayna'ya desteği, aynı zamanda küresel güvenlik mimarisinin korunması anlamına geliyor.
Ancak Shapiro, bu desteğin nükleer tırmanmayı önleyecek şekilde yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Batı'nın Ukrayna'ya uzun menzilli silahlar sağlaması ve Rusya topraklarındaki hedeflere izin vermesi, Kremlin'in kırmızı çizgilerini test ediyor. Shapiro, bu tür adımların Rusya'nın nükleer tehditlerini artırabileceğini, dolayısıyla dikkatli bir denge gözetilmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca, olası bir ateşkes veya barış anlaşmasının koşulları da nükleer risk açısından önem taşıyor. Rusya'nın onurunu koruyacak bir çıkış yolu bulunmazsa, nükleer seçenek daha cazip hale gelebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna savaşında denge politikası izleyerek hem Ukrayna'ya hem de Rusya'ya yakın ilişkilerini sürdürdü. Nükleer tırmanma riski, Türkiye'nin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturuyor; çünkü Karadeniz'e kıyıdaş bir ülke olarak olası bir nükleer krizden en fazla etkilenecek ülkelerden biri. Ayrıca Türkiye, Montrö Boşkazlar Sözleşmesi'ni uygulayarak savaşın Karadeniz'e yayılmasını engelledi. Nükleer riskin artması, Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını zorlaştırabilir ve bölgesel istikrarı bozabilir. Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları da bu riskten olumsuz etkilenebilir.