Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını korumak için ABD, Fransa, BAE ve Mısır gibi ülkelerle geliştirdiği ittifak ağı, Doğu Libya merkezli Tobruk hükümetinin Türkiye ile imzaladığı deniz yetki alanı mutabakat muhtırasını engellemeye yetmedi. Atina'nın bölgesel ortaklıkları, Libya'nın doğusundaki güçlerin Türkiye ile ilişkilerini derinleştirmesini durduramadı. Uzmanlar, Yunanistan'ın diplomatik girişimlerinin sahadaki güç dengelerini değiştiremediğini belirtiyor.
Anlaşmanın arka planı ve Yunanistan'ın tepkisi
Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırası, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabetinde bir dönüm noktası olmuştu. Bu anlaşma, Türkiye'nin bölgedeki kıta sahanlığı iddialarını güçlendirirken Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin planladığı boru hatlarını da sekteye uğratmıştı. Yunanistan, anlaşmayı uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirmiş ve iptali için yoğun diplomatik çaba harcamıştı. Atina, AB ve NATO nezdinde girişimlerde bulunmuş, ayrıca bölgesel müttefikleriyle ortak tatbikatlar düzenleyerek baskı oluşturmaya çalışmıştı.
Ancak Doğu Libya'yı kontrol eden Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ve Halife Hafter liderliğindeki Libyan National Army (LNA), Türkiye ile benzer bir anlaşma için harekete geçti. Bu hamle, Yunanistan'ın bölgedeki müttefikleri aracılığıyla uyguladığı baskıya rağmen gerçekleşti. Tobruk yönetimi, deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusunda Türkiye ile görüşmelere başladığını duyurdu. Bu gelişme, Atina'nın Doğu Akdeniz stratejisinde önemli bir boşluk olarak değerlendiriliyor.
Yunan ittifak ağının sınırları
Yunanistan, son yıllarda Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye karşı bir denge unsuru olarak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Fransa ve ABD ile yakın ilişkiler geliştirmişti. Atina, bu ülkelerle savunma anlaşmaları imzalamış, ortak askeri tatbikatlar düzenlemiş ve enerji işbirliklerini derinleştirmişti. Özellikle BAE ve Mısır, Libya'da Hafter güçlerine destek vererek Türkiye'nin Libya politikasına karşı konumlanmıştı. Ancak bu ittifak ağı, Doğu Libya'nın Türkiye ile doğrudan anlaşma yapmasını engelleyemedi.
Analistlere göre bunun birkaç nedeni var. Öncelikle, Doğu Libya yönetimi, uluslararası alanda meşruiyet kazanmak ve ekonomik çıkarlarını korumak için Türkiye ile anlaşmayı faydalı gördü. Türkiye, Libya'nın doğusundaki aktörlerle diyalog kanallarını açık tutarak pragmatik bir politika izledi. Ayrıca, Yunanistan'ın bölgesel müttefikleri arasında Libya konusunda tam bir uyum olmaması, Atina'nın elini zayıflattı. BAE ve Mısır, Hafter'e destek verirken, Türkiye ile ilişkilerini tamamen koparmaktan kaçındı. Fransa ise Libya'da kendi nüfuz alanını korumaya çalışırken, Yunanistan'ın çıkarlarını her zaman önceliklendirmedi.
Uluslararası hukuk uzmanları, Doğu Libya ile Türkiye arasındaki olası bir anlaşmanın, mevcut deniz yetki alanı tartışmalarını daha da karmaşık hale getireceğini belirtiyor. Ancak pratikte, Libya'da istikrarın sağlanamaması ve rakip hükümetlerin varlığı, bu tür anlaşmaların uygulanabilirliğini sorgulatıyor. Yine de Yunanistan için asıl sorun, Türkiye'nin Libya'daki tüm taraflarla ilişki kurabilme kapasitesi ve bölgesel müttefiklerinin Türkiye ile doğrudan çatışmaktan kaçınması.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı anlaşmazlıkları, sadece kıyıdaş ülkeleri değil, bölgesel ve küresel güçleri de yakından ilgilendiriyor. AB, Türkiye'nin Libya ile yaptığı anlaşmayı defalarca kınadı ve yaptırım tehdidinde bulundu. Ancak AB içinde de farklı sesler çıkıyor; bazı üye ülkeler, Türkiye ile diyaloğun sürdürülmesinden yana. NATO ise iki müttefiki Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerilimde denge politikası izlemeye çalışıyor. ABD, Doğu Akdeniz'de istikrarın korunmasını ve enerji kaynaklarının adil paylaşımını savunuyor, ancak somut adımlar atmaktan kaçınıyor.
Enerji şirketleri de gelişmeleri yakından takip ediyor. Doğu Akdeniz'deki gaz sahaları, bölgesel enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip. Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Mısır arasında planlanan EastMed boru hattı projesi, Türkiye'nin Libya anlaşmaları nedeniyle sekteye uğramış durumda. Ancak Doğu Libya'nın Türkiye ile yakınlaşması, alternatif güzergahların da önünü kapatabilir. Bu durum, bölgesel enerji denkleminde Türkiye'yi kilit bir aktör haline getiriyor.
Libya'daki siyasi belirsizlik, uluslararası yatırımcılar için risk oluşturmaya devam ediyor. Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi arasındaki bölünmüşlük, ülkenin doğal kaynaklarının yönetimini de etkiliyor. Türkiye, hem UMH hem de Doğu Libya ile ilişkilerini sürdürerek bu bölünmüşlükte avantaj elde etmeye çalışıyor. Yunanistan ise bu durumda kendine yer bulmakta zorlanıyor; çünkü Atina'nın Libya politikası büyük ölçüde Hafter karşıtı bir çizgide şekillenmişti ve şimdi Doğu Libya ile Türkiye arasındaki yakınlaşma, bu politikayı geçersiz kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Doğu Libya ile deniz yetki alanı anlaşması, Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki jeopolitik konumunu güçlendiren kritik bir adım. Bu gelişme, Türkiye'nin Libya'nın tüm taraflarıyla diyalog kurabilme kapasitesini ve bölgesel denklemde oyun kurucu rolünü teyit ediyor. Ayrıca, Yunanistan'ın bölgesel ittifaklarının Türkiye'yi izole etme çabalarının sınırlarını gösteriyor. Türkiye, Libya ile imzaladığı mutabakat muhtıraları sayesinde Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımında söz sahibi olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu durum, Türkiye'nin AB ve ABD ile ilişkilerinde elini rahatlatırken, bölgesel enerji projelerinde (özellikle EastMed) alternatif güzergahların tartışılmasına yol açabilir. Ankara, ayrıca Libya'daki istikrarın sağlanması ve ekonomik işbirliğinin derinleştirilmesi için yeni fırsatlar elde ediyor.