ABD Yüksek Mahkemesi, perşembe günü verdiği 7-2'lik bir kararla, pestisit üreticilerine karşı açılan ve ürünlerin sağlık riskleri konusunda yeterli uyarı yapılmadığı iddiasına dayanan bazı davaların federal yasa tarafından engellendiğine hükmetti. Karar, özellikle dünyanın en yaygın kullanılan herbisitlerinden biri olan ve kanser riskiyle ilişkilendirilen Roundup (glifosat) üzerinde yoğunlaşan hukuki mücadelede önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Mahkeme, eyalet düzeyindeki tazminat davalarının büyük ölçüde federal düzenlemelerle sınırlandırılması gerektiğine karar vererek, pestisit endüstrisi için bir zafer olarak yorumlanan bir adım attı.
Kararın arka planı: Federal üstünlük mü, eyalet hakları mı?
Karar, Monsanto'nun (şimdi Bayer AG'nin bir parçası) Roundup ürününün kansere neden olduğu iddiasıyla binlerce davayla karşı karşıya kaldığı bir dönemde geldi. Mahkeme, Federal Böcek İlacı, Mantar İlacı ve Kemirgen İlacı Yasası'nın (FIFRA) eyaletlerin kendi uyarı etiketi gerekliliklerini dayatmasını engellediğine, ancak üreticilerin federal etiketlerin yeterli olmadığı durumlarda eyalet hukukuna göre sorumlu tutulabileceğine hükmetti. Ancak çoğunluk görüşü, belirli durumlarda FIFRA'nın eyalet düzeyindeki uyarı taleplerini geçersiz kıldığını ve bu nedenle davacıların federal düzenlemelere uygun etiketler nedeniyle tazminat talep edemeyeceğini belirtti. Muhalif yargıçlar ise kararın, şirketlerin eyalet yasalarını ihlal ederek zarar vermesine izin vereceği uyarısında bulundu.
Kararın odağında, Roundup kullanımı sonucu kansere yakalandığını iddia eden ve eyalet mahkemelerinde dava açan kişiler var. Yüksek Mahkeme, bu davalarda FIFRA'nın federal üstünlük kuralının geçerli olduğuna ve eyalet yasalarına dayalı bazı tazminat taleplerinin engellendiğine karar verdi. Bayer, kararı memnuniyetle karşılarken, avukatlar ve hasta hakları savunucuları ise kararın tüketicilerin adalete erişimini kısıtladığını savunuyor. Bayer, yaklaşık 165 bin dava için toplam 16 milyar dolar ayırmış durumda, ancak bu karar yeni davaların önünü kesebilir.
Kararın küresel ve çevresel boyutu
Glifosat bazlı herbisitler, tarımda yaygın kullanımı nedeniyle dünya çapında tartışma konusu. Dünya Sağlık Örgütü'nün Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) 2015 yılında glifosatı “muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırdı. Ancak ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Avrupa Kimyasallar Ajansı gibi düzenleyici kurumlar, belirlenen sınırlar içinde kullanıldığında kanser riski oluşturmadığını belirtiyor. Bu çelişkili bilimsel görüşler, hukuki süreçlerde önemli rol oynuyor. Karar, sadece ABD'deki davaları değil, aynı zamanda diğer ülkelerdeki benzer hukuki mücadeleleri de etkileyebilecek emsal niteliği taşıyor. ABD dışında, Avrupa Birliği'nde glifosatın ruhsatı 2022'de yenilenmiş olsa da, bazı üye ülkeler kısıtlama getirmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de glifosat bazlı herbisitlerin kullanımı yaygındır ve tarım sektöründe önemli bir yer tutar. ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, Türkiye'deki benzer davalarda emsal teşkil edebilir. Türk hukuk sistemi, ABD'deki federal üstünlük doktrininden farklı olsa da, uluslararası şirketlerin sorumluluğu konusundaki tartışmaları etkileyebilir. Özellikle Türkiye'nin tarım ihracatında glifosat kalıntılarına yönelik artan AB denetimleri, bu kararın ardından daha da önem kazanabilir. Ayrıca, Türk tüketici hakları örgütleri ve çevre grupları, kararın pestisit kullanımının düzenlenmesine yönelik iç baskıları artırabileceğini düşünüyor. Ancak kararın doğrudan Türkiye'yi bağlayıcı bir etkisi yoktur; daha çok küresel ölçekte pestisit şirketlerinin savunma stratejilerini güçlendirmesi açısından önemlidir.