ABD Yüksek Mahkemesi'nin 2013 yılında Oy Hakları Yasası'nın (Voting Rights Act) kilit maddesini iptal etmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Kararın ardından, özellikle eski Konfederasyon eyaletlerinde, federal gözetimden kurtulan eyaletler seçmen kısıtlamalarını artırdı. Bu değişikliklerin azınlık oylarının gücünü önemli ölçüde azalttığı belirtiliyor. Shelby County v. Holder davasında alınan kararla, 1965 tarihli yasanın 5. maddesi devre dışı bırakıldı. Bu madde, ayrımcılık geçmişi olan eyalet ve yerel yönetimlerin seçim yasalarında değişiklik yapmadan önce federal onay almasını zorunlu kılıyordu.
Yasanın geçmişi ve kararın etkisi
Oy Hakları Yasası, 1965'teki yürürlüğe girişinden bu yana azınlık seçmenlerin sandık başına erişimini güvence altına alan en önemli yasal araçtı. Yasanın 4. maddesi, belirli bir formülle hangi eyalet ve yerel yönetimlerin federal gözetime tabi olacağını belirliyordu. Yüksek Mahkeme, 2013'te bu formülün anayasaya aykırı olduğuna hükmetti. Mahkeme, formülün güncelliğini yitirdiğini ve Kongre'nin mevcut koşullara göre yeni bir formül belirlemesi gerektiğini savundu. Ancak Kongre bugüne kadar yeni bir formül üzerinde anlaşamadı.
Kararın ardından Teksas, Kuzey Karolina, Alabama, Mississippi, Georgia ve Arizona gibi eyaletler seçim yasalarında değişikliklere gitti. Bu eyaletlerde seçmen kimlik yasaları sıkılaştırıldı, erken oy verme süreleri kısaltıldı, seçmen kayıt işlemleri zorlaştırıldı ve bazı sandık merkezleri kapatıldı. Bu değişikliklerin, düşük gelirli ve azınlık topluluklarının oy kullanma imkanlarını kısıtladığı yönünde eleştiriler var. Destekçiler ise bu düzenlemelerin seçim güvenliğini artırmak için gerekli olduğunu savunuyor.
13 yıllık süreçte, federal mahkemeler bazı eyaletlerin seçim yasalarını ayrımcı buldu. Örneğin, 2016'da Kuzey Karolina'da kabul edilen seçim yasası, federal temyiz mahkemesi tarafından "ırk ayrımcılığı yapmak amacıyla" çıkarıldığı gerekçesiyle iptal edildi. Ancak Yüksek Mahkeme 2018'de bu kararı bozdu ve eyaletin yasayı uygulamasına izin verdi. Benzer şekilde, Teksas'ta 2011'de çıkarılan ve federal mahkemece ayrımcı bulunan seçmen kimlik yasası, 2013 kararı sonrası yürürlüğe girdi. Bu örnekler, federal gözetimin kalkmasının pratik sonuçlarını gözler önüne seriyor.
Azınlık oylarının gücü ve seçim sonuçlarına etkisi
Oy Hakları Yasası'nın zayıflatılması, özellikle Afrika kökenli Amerikalı ve Latin kökenli seçmenlerin siyasi temsilini etkiledi. Araştırmalar, federal gözetim altındaki bölgelerde seçmen katılımının daha yüksek olduğunu, gözetimin kalkmasıyla bu oranların düştüğünü gösteriyor. Örneğin, 2016 seçimlerinde Wisconsin'de uygulanan katı seçmen kimlik yasası nedeniyle 200 bin kadar seçmenin sandık başına gidemediği tahmin ediliyor. Bu durum, özellikle dar marjlarla kazanılan seçimlerde sonucu doğrudan etkileyebiliyor.
Yasanın 2. maddesi hala yürürlükte ve oy verme süreçlerinde ırk ayrımcılığını yasaklıyor. Ancak bu maddeye dayalı davaların açılması daha uzun ve maliyetli. Federal gözetim olmadığı için eyaletler yeni yasaları hemen uygulamaya koyabiliyor; ayrımcılık iddiaları ancak yıllar sonra mahkemelerde incelenebiliyor. Bu da azınlık seçmenlerin haklarını korumada gecikmelere yol açıyor.
2013 kararı sonrası bazı eyaletler ve sivil toplum kuruluşları, Oy Hakları Yasası'nın güncellenmesi için Kongre'ye çağrıda bulundu. Temsilciler Meclisi'nde 2019'da kabul edilen ancak Senato'da ilerlemeyen "Demokrasiyi Koruma Yasası" (For the People Act) ve "John Lewis Oy Hakları Geliştirme Yasası" gibi girişimler sonuçsuz kaldı. Cumhuriyetçiler, federal seçim düzenlemelerinin eyaletlerin yetkilerini ihlal ettiğini savunarak bu yasalara karşı çıktı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel demokrasi standartları açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye, ABD ile stratejik ortaklığını sürdürürken, Amerikan demokrasisindeki bu tür gerilemeler, Batı ittifakı içindeki demokratik değerlerin tutarlılığı konusunda soru işaretleri yaratabilir. Ayrıca, seçim güvenliği ve azınlık hakları konusundaki tartışmalar, Türkiye'nin kendi seçim sistemi reformlarına ilişkin uluslararası alanda yürüttüğü savunmada referans olarak kullanılabilir. ABD'deki kutuplaşmanın artması, Türkiye'nin jeopolitik dengelerdeki konumunu etkileyebilecek bir faktör olarak izlenmeye değer.