ABD Yüksek Mahkemesi'ndeki muhafazakar çoğunluk, Başkan Donald Trump yönetimine göçmen korumalarını kaldırma yetkisi veren 'yıkıcı' kararlarla 'beyaz üstünlükçü bir gündemi' ilerletmekle suçlanıyor. Demokrat milletvekilleri ve sivil toplum kuruluşları, mahkemenin son dönemde aldığı kararların göçmen haklarını ciddi şekilde zedelediğini ve sistemik ırkçılığı pekiştirdiğini belirtiyor. Temsilciler Meclisi'nde yapılan bir oturumda konuşan milletvekilleri, Yüksek Mahkeme'nin Trump döneminde atanan üç muhafazakar yargıçla birlikte ideolojik bir dönüşüm geçirdiğini ve bu dönüşümün azınlık haklarını hedef aldığını savundu.
Gelişmenin arka planı
Yüksek Mahkeme'nin son kararları, özellikle Geçici Koruma Statüsü (TPS) ve 'Hayalperestler' olarak bilinen çocuk yaşta ABD'ye getirilen belgesiz göçmenlerin statüsüyle ilgili davalarda kritik önem taşıyor. 2025 yılında mahkemenin verdiği bir kararla, Trump yönetiminin TPS kapsamındaki yüz binlerce göçmenin koruma statüsünü sonlandırma yetkisi onandı. Bir diğer kararda ise Yüksek Mahkeme, Deferred Action for Childhood Arrivals (DACA) programının yürürlükten kaldırılmasının önünü açtı. Bu iki karar, yaklaşık 700 bin göçmenin sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu. Sivil haklar grupları, kararların 'beyaz üstünlükçü bir ideolojiyi' yansıttığını çünkü bu düzenlemelerin orantısız şekilde Latin, Asya ve Afrika kökenli göçmenleri etkilediğini vurguluyor.
Muhafazakar yargıçların kararlarında kullandıkları gerekçeler de eleştiriliyor. Başyargıç John Roberts ve Yargıç Brett Kavanaugh'un çoğunluk görüşünde 'yürütme organının göçmenlik politikaları üzerindeki geniş takdir yetkisine' atıf yapılması, eleştirmenler tarafından mahkemenin başkanlık gücünü sınırsız hale getirdiği şeklinde yorumlandı. Yargıç Sonia Sotomayor ise muhalefet şerhinde bu kararların 'anayasal denetimin temel amacını baltaladığını' yazdı.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişmeler yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel göç dinamiklerini ve uluslararası insan hakları normlarını da etkiliyor. ABD'nin göçmenlik politikalarındaki bu sert dönüş, özellikle Latin Amerika ve Orta Doğu'dan gelen göçmenler için alternatif rotalar arayışını hızlandırdı. Meksika ve Kanada gibi komşu ülkeler, ABD'ye sığınma başvurusunda bulunan sayısının artmasıyla karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), ABD'nin bu kararlarının uluslararası mülteci hukukuna aykırı olduğunu ve geri gönderme yasağını ihlal ettiğini belirtti. AB'de ise bu kararlar, sığınma politikalarının sertleştirilmesi yönündeki tartışmaları alevlendirdi. Öte yandan, Çin ve Rusya gibi rakip güçler, ABD'nin insan hakları konusundaki 'çifte standardını' eleştirerek kendi otoriter rejimlerini meşrulaştırmak için bu gelişmeleri kullanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararları, Türkiye'nin göç politikaları ve ABD ile ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, 4 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan bir ülke olarak, uluslararası göç yönetişiminde ABD gibi aktörlerin politikalarından etkileniyor. ABD'nin sığınmacı korumalarını kaldırması, Türkiye'nin elindeki insani yardım söylemini zayıflatabilir ve göçmen karşıtı söylemleri küresel ölçekte güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin bu kararları, Türkiye'deki bazı çevreler tarafından 'ulusal egemenlik' vurgusu yapılırken kullanılabilecek bir argüman haline gelebilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin ABD ile olan vize ve yatırım anlaşmaları gibi göçle ilgili meselelerde bu gelişmelerin doğrudan bir etkisi bulunmuyor; ancak uzun vadede küresel göç rejimindeki bu tür kırılmaların Türkiye'yi de etkilemesi muhtemel.