ABD Yüksek Mahkemesi, 11 Eylül 2001 saldırılarının planlayıcısı olduğu öne sürülen Halid Şeyh Muhammed ve iki sanık arkadaşı için savcılıkla varılan itiraf anlaşmasının yeniden yürürlüğe konmasını talep eden başvuruyu reddetti. Böylece, Guantanamo Körfezi'ndeki askeri mahkemede iki on yıldır süren hukuki kilitlenme bir çözüme kavuşmadı. Mahkemenin bu kararı, sanıkların yargılanmasında izlenecek yol konusundaki belirsizliği daha da artırdı.
Davanın Arka Planı
Halid Şeyh Muhammed, 11 Eylül saldırılarının baş planlayıcısı olarak suçlanıyor ve 2003 yılından beri Guantanamo'da tutuluyor. 2022 yılında savcılıkla yaptığı anlaşma kapsamında, saldırılarla ilgili suçlamaları kabul etmesi karşılığında müebbet hapis cezası alması öngörülüyordu. Ancak bu anlaşma, 2023 yılında dönemin Savunma Bakanı Lloyd Austin tarafından iptal edildi. Austin, anlaşmanın ulusal güvenlik açısından sakıncalı olduğunu belirterek, davayı yeniden gözden geçirme yetkisini kendinde gördü.
Savcılık, Austin'in bu kararının yetkisini aştığını savunarak temyiz yoluna gitti. Alt mahkemeler, Savunma Bakanı'nın anlaşmayı iptal etme yetkisinin bulunmadığına hükmetti. Bunun üzerine hükümet, Yüksek Mahkeme'ye başvurarak anlaşmanın yeniden canlandırılmasını talep etti. Yüksek Mahkeme'nin bugünkü kararı, bu talebin reddi anlamına geliyor. Kararın gerekçesi henüz açıklanmadı; ancak mahkemenin, alt mahkeme kararlarını onadığı ve konunun askeri mahkeme sisteminde çözülmesi gerektiğine işaret ettiği düşünülüyor.
Bu gelişme, Guantanamo'daki askeri mahkemelerin 11 Eylül davalarındaki kronik sorunlarının son halkası. 2001 saldırılarının ardından başlatılan yargı süreci, işkence iddiaları, delil elde etme yöntemlerinin hukuka aykırılığı ve sanıkların hukuki statüsü konusundaki tartışmalar nedeniyle defalarca sekteye uğradı. Halid Şeyh Muhammed'in davası, 2008'deki iddianameden bu yana çeşitli usul itirazları ve temyiz süreçleriyle sürüncemede kaldı. Savcılık, bir an önce bir sonuca ulaşmak için itiraf anlaşması yolunu seçmişti; ancak bu strateji de siyasi müdahalelerle akamete uğradı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yüksek Mahkeme'nin kararı, ABD'nin terörle mücadele politikaları ve Guantanamo'nun geleceği açısından geniş yankı uyandırabilir. Guantanamo Üssü'nde halen 30 kadar tutuklu bulunuyor ve bunların çoğu hiçbir zaman resmi suçlamayla karşılaşmadı. İnsan hakları örgütleri, yıllardır burada tutulan kişilerin yargılanmadan alıkonulmasını eleştiriyor. Yüksek Mahkeme'nin anlaşmayı reddetmesi, bu eleştirileri daha da güçlendirebilir; zira sanıkların yargılanması belirsiz bir süre daha ertelenmiş oluyor.
Öte yandan, bu karar, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Guantanamo'yu kapatma vaadini de zora sokuyor. Biden, seçim kampanyasında tesisi kapatacağını taahhüt etmişti; ancak Kongre'deki muhalefet ve askeri mahkeme süreçlerindeki tıkanıklık nedeniyle bu gerçekleşmedi. Yüksek Mahkeme'nin kararı, Guantanamo'nun kapatılması için gereken yargısal çözümün önündeki engellerden biri olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, kararın, terörle mücadelede yargı süreçlerinin siyasi müdahalelere açık olmasının yarattığı sorunları gözler önüne serdiğini belirtiyor. Savunma Bakanı'nın anlaşmayı iptal etmesi, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı tartışmalarını alevlendirmişti. Yüksek Mahkeme'nin bu konuda net bir tutum almaktan kaçınması, askeri mahkeme sistemindeki belirsizliğin süreceğine işaret ediyor.
Halid Şeyh Muhammed'in avukatları ise kararı memnuniyetle karşıladı. Avukatlar, Savunma Bakanı'nın anlaşmayı iptal etmesinin hukuka aykırı olduğunu ve müvekkillerinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunuyordu. Yüksek Mahkeme'nin başvuruyu reddetmesi, bu argümanı dolaylı olarak destekler nitelikte. Ancak davanın nasıl ilerleyeceği konusunda hâlâ belirsizlik var. Askeri mahkeme, anlaşmanın geçerli olup olmadığına karar vermek zorunda kalabilir veya dava yeniden baştan başlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, ABD'nin terörle mücadele ve yargı pratiklerine ilişkin küresel algıyı etkiliyor. Türkiye, uzun yıllardır Guantanamo'nun kapatılması çağrısında bulunmuş ve terörle mücadelede hukukun üstünlüğünün önemini vurgulamıştı. Yüksek Mahkeme'nin kararı, ABD'nin kendi iç hukukunda dahi terör suçlularının yargılanmasında tıkanıklık yaşadığını göstererek, uluslararası arenada ABD'nin bu konudaki tutarlılığına yönelik eleştirileri artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin terör örgütleriyle mücadelesinde yargı süreçlerini hukuk çerçevesinde yürüttüğü argümanını güçlendirebilir. Karar, Batılı ülkelerin terörle mücadelede çifte standart uyguladığı yönündeki söylemlere malzeme sağlayabilir; bu da Türkiye'nin uluslararası platformlardaki pozisyonunu etkileyebilir.