İklim değişikliğinin yol açtığı felaketlerden en çok etkilenen yoksul ülkelere destek sağlamak amacıyla kurulan Kayıp ve Zarar Fonu, mevcut bağışların yetersiz kalması durumunda 2027 yılı sonunda tamamen tükenme riskiyle karşı karşıya. Climate Home News’te yer alan habere göre, fonun şu anki büyüklüğü, özellikle gelişmiş ülkelerden beklenen katkıların gelmemesi halinde, vaat edilen projelerin sadece küçük bir kısmını karşılayabilecek düzeyde. Uzmanlar, fonun sürdürülebilirliği için acilen yeni kaynaklar bulunması gerektiğini vurguluyor.
Fonun arka planı ve mevcut durum
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında 2022 yılında kurulan fon, gelişmekte olan ülkelerin iklim kaynaklı kayıp ve zararlarını telafi etmeyi hedefliyor. Fonun yönetimi, Dünya Bankası’na devredilirken, başlangıçta 700 milyon dolar civarında taahhüt toplanmıştı. Ancak bu miktar, ihtiyaç duyulan yıllık 100 milyar doların oldukça gerisinde. Rapora göre, fonun mevcut kaynakları, 2025 yılı itibarıyla yapılması planlanan ödemeleri dahi karşılamakta zorlanacak. Özellikle Pakistan’daki sel felaketi ve Afrika Boynuzu’ndaki kuraklık gibi büyük ölçekli afetler, fon üzerinde baskıyı artırıyor. Fonun, 2027 sonuna kadar tüm kaynağını tüketmesi bekleniyor.
Küresel boyut ve eleştiriler
Kayıp ve Zarar Fonu’nun yetersiz kalması, iklim adaleti tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Gelişmekte olan ülkeler, tarihsel olarak en fazla emisyonu salan zengin ülkelerin sorumluluğu üstlenmediğini belirtiyor. Fosil yakıt lobisinin etkisiyle, birçok gelişmiş ülke taahhütlerini yerine getirmekte isteksiz davranıyor. Öte yandan, iklim değişikliğinin etkileri her geçen yıl daha da şiddetlenirken, fonun büyüklüğü sembolik düzeyde kalıyor. Uzmanlar, kayıp ve zarar kavramının sigorta mekanizmalarıyla desteklenmesi ve özel sektörün de sürece dahil edilmesi gerektiğini ifade ediyor. COP28’de alınan kararlar doğrultusunda fonun işleyişine ilişkin kurallar netleşmeye başlasa da, mali kaynak eksikliği en büyük sorun olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler arasında yer almasa da, Akdeniz havzasındaki kuraklık ve aşırı hava olayları giderek artıyor. Kayıp ve Zarar Fonu’na doğrudan bir başvuru yapmayan Türkiye’nin, fonun sürdürülebilirliği konusunda gelişmekte olan ülkelerle dayanışma içinde olması beklenir. Ayrıca, Türkiye’nin yeşil dönüşüm hedefleri ve iklim finansmanına erişim stratejileri, fonun başarısından etkilenebilir. Bölgesel olarak, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki su kıtlığı ve kuraklık, Türkiye’nin sınır ötesi su politikalarını ve tarım ihracatını dolaylı yoldan etkileyebilir.