Bazı ABD eyaletlerinin yeni doğan bebekler adına otomatik olarak yatırım hesabı açmasını öngören 'Trump hesapları' olarak bilinen uygulama, siyasetçilerin seçim dönemlerine denk gelen dikkat dağıtma hamlelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Uygulamanın popülist bir söylemle sunulmasına karşın, gerçek anlamda bir ekonomik iyileştirme veya fırsat eşitliği sağlamaktan uzak olduğu belirtiliyor. Özellikle Oklahoma eyaleti, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir modelle bu tür girişimlerin nasıl hayata geçirilebileceğini gösteren somut bir örnek teşkil ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Yeni Doğan Hesapları ve Gerçekçi Olmayan Vaadler
Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın adıyla anılan ancak bazı eyalet düzeyinde Cumhuriyetçi temsilciler tarafından gündeme getirilen 'yeni doğan yatırım hesabı' önerisi, kamuoyunda kısa süreli bir heyecan yarattı. Plan, her yeni doğan bebek için otomatik olarak 1.000 dolar (yaklaşık 30.000 TL) tutarında bir yatırım hesabı açılmasını ve bu hesabın belirli bir yaşa kadar (genelde 18-21 yaş) devlet tarafından yönetilmesini öngörüyor. Hesabın hisse senedi veya tahvil gibi araçlarla değerlendirilerek ciddi bir birikim oluşturacağı iddia ediliyor.
Ancak ekonomistler, bu tür bir uygulamanın maliyetinin eyalet bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturacağını ve bunun sürdürülebilir olmadığını vurguluyor. Sadece bir yılda doğan yaklaşık 3,6 milyon bebek için gereken 3,6 milyar dolarlık başlangıç yatırımı, çoğu eyalet için karşılanması güç bir miktar. Uygulamanın bireysel emeklilik hesaplarına (IRA) benzer bir mekanizma ile yürütülmesi öngörülse de, uzmanlar bunun vergi mükelleflerine ek bir külfet getireceğine işaret ediyor.
Trump döneminde atılan bazı adımların bu fikre ilham verdiği bilinmekle birlikte, uygulama henüz hiçbir eyalette yasalaşmadı. Sadece bazı eyaletlerde 'pilot program' olarak denenmesi gündemde. Siyasi analistler, bu tür önerilerin özellikle seçim öncesi dönemlerde daha fazla gündeme getirildiğini ve seçmenin dikkatini ekonomik büyüme oranları, enflasyon ve işsizlik gibi temel sorunlardan uzaklaştırmak için kullanıldığını belirtiyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut: Oklahoma Örneği ve Sürdürülebilir Modeller
Oklahoma eyaleti, bu tür 'devlet destekli hesap' uygulamalarının daha ciddi bir örneğini sunuyor. Eyalet, 2008 yılından bu yana her yeni doğan çocuk için 1.000 dolarlık bir 'SEED for Oklahoma Kids' hesabı açıyor. Ancak bu hesap doğrudan eyalet bütçesinden finanse edilmiyor; Bunun yerine, eyaletin çocuk bakım yardımlarından yararlanan ailelerin çocuklarına yönelik bir programla hayata geçiriliyor. Program, aileleri kendi katkılarını yapmaya teşvik ediyor ve hesabın yönetimi için düşük maliyetli bir yapı kullanıyor.
Oklahoma modeli, hesap sahiplerine finansal okuryazarlık eğitimi de sağlamasıyla dikkat çekiyor. Araştırmalar, Oklahoma programının çocukların üniversiteye gitme oranını artırdığını ve ailelerin birikim yapma alışkanlığını geliştirdiğini gösteriyor. Ancak bu başarı, programın hedefli olması ve devlet kaynaklarını dağıtmaktan ziyade aileleri teşvik etmesi sayesinde mümkün oluyor.
Küresel ölçekte benzer uygulamaların en bilinen örneği ise İngiltere'nin 'Child Trust Fund' (Çocuk Güven Fonu) programı. 2005-2011 yılları arasında her doğan çocuk için 250 sterlin (düşük gelirli aileler için 500 sterlin) yatırılan program, çocuklar 18 yaşına geldiğinde hesaplara erişim sağlıyordu. Ancak programın yıllık maliyeti 1,5 milyar sterlini aşınca 2011'de sonlandırıldı. Bu örnek, kitlesel devlet katkılı hesapların uzun vadede sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
Uzmanlara göre, asıl etkili politika Oklahoma ve benzeri dar kapsamlı, teşvike dayalı modellerin daha geniş uygulanmasıdır. 'Trump Hesapları' gibi popülist öneriler ise hem maliyet hem de etkinlik açısından gerçekçi değil. Bu tür girişimler, ciddi bir ekonomik kalkınma stratejisi olarak değil, seçim dönemi manevraları olarak okunmalıdır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de zaman zaman yeni doğan veya çocuklara yönelik devlet destekli birikim hesapları gündeme gelmektedir. Ancak Oklahoma ve İngiltere deneyimleri, bu tür programların başarısının hedef kitleyi dar tutmak, aile katkısını teşvik etmek ve finansal eğitimle desteklemekten geçtiğini ortaya koymaktadır. Türkiye'nin mevcut sosyal yardım sisteminde, dar gelirli aileler için çocuk katkıları ve eğitim yardımları bulunmakla birlikte, yatırım temelli uzun vadeli bir program henüz hayata geçirilmemiştir. Türkiye, kendi bütçe disiplini ve sosyal politika hedefleri doğrultusunda, Oklahoma modelini örnek alarak düşük maliyetli, teşvik odaklı bir sistem tasarlayabilir. Bu, hem yoksulluğu azaltma hem de beşeri sermaye yatırımı açısından önemli bir adım olacaktır. Ayrıca küresel ekonomide popülist vaatlerin sürdürülemezliği göz önüne alındığında, Türkiye'nin kendi sosyal politikalarını sağlam temellere oturtması uzun vadede daha akılcı bir tercih olacaktır.