Yemen, yıllardır süren 'ne savaş ne barış' çıkmazının ardından yeniden şiddetli çatışmalara sürükleniyor. Savaşçı seferberliği ve artan saldırılar, ülkenin kırılgan ateşkesinin çöküşünü ve bunun bölgesel yansımalarını işaret ediyor. Husilerin askeri hareketliliği ve koalisyon güçlerinin yanıtı, barış umutlarını gölgeleyerek Yemen'i yeni bir çatışma sarmalına itiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'deki iç savaş, 2014'te Husilerin başkent Sana'yı ele geçirmesiyle başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'te uluslararası alanda tanınan hükümeti desteklemek için müdahale etti. Yıllar süren çatışmalar ve diplomatik girişimlerin ardından, 2022'de Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda iki aylık bir ateşkes sağlandı. Ancak bu ateşkes, kalıcı bir barışa dönüşemedi ve taraflar arasındaki güvensizlik derinleşti.
Son haftalarda, Husilerin Marib ve diğer stratejik bölgelerde askeri yığınak yaptığı bildiriliyor. Koalisyon güçleri de buna karşılık olarak hava saldırılarını artırdı. Bu hareketlilik, ateşkesin tamamen çökme riskini beraberinde getiriyor. Yemen hükümeti, Husileri ateşkesi ihlal etmekle suçlarken, Husiler ise koalisyonun ablukasını gerekçe gösteriyor.
Ekonomik kriz ve insani felaket de barış çabalarını baltalıyor. Yemen nüfusunun yarısından fazlası açlıkla karşı karşıya. BM, 2024 yılı için 4.3 milyar dolarlık insani yardım çağrısı yapmıştı ancak fonların sadece yüzde 30'u toplanabildi. Bu durum, çatışmanın çözümünü daha da acil hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki istikrarsızlık, Kızıldeniz ve Babü'l Mendeb Boğazı'ndaki deniz güvenliğini tehdit ediyor. Husilerin İran destekli olduğu iddia ediliyor; bu da çatışmayı Suudi Arabistan ve İran arasındaki bölgesel rekabetin bir parçası haline getiriyor. Ayrıca, Husilerin İsrail'e yönelik füze ve drone saldırıları, İsrail-Hamas savaşına paralel olarak bölgeyi daha da germekte. Bu gelişmeler, küresel deniz ticareti ve enerji piyasaları için risk oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın tırmanması, Türkiye için dolaylı ancak önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Kızıldeniz'deki ticari rotaların güvenliğine ve enerji fiyatlarına olumsuz etkilerden endişe duymaktadır. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile gelişen ilişkileri, bu ülkelerin Yemen politikalarından etkilenebilir. Doğrudan askeri varlığı olmasa da, Türkiye'nin Katar ve Somali'deki üsleriyle bölgesel denklemin bir parçası olduğu değerlendirilmektedir.