Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Yemen'de temmuz ayından bu yana 1.800'den fazla kişinin kaybolduğunu bildirdi. Ülke, yıllardır süren iç savaş ve ekonomik çöküşün penceresinde insani bir felaketle boğuşuyor. Kayıpların büyük bölümünün çatışma bölgelerinde ve göç yollarında meydana geldiği belirtiliyor.
Kayıpların arka planı: Savaş, yoksulluk ve göç
Yemen'de 2014'ten bu yana devam eden çatışmalar, ülkenin altyapısını yerle bir etti. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun İran destekli Husilere karşı yürüttüğü operasyonlar, sivil kayıpların yanı sıra kitlesel göçü de tetikledi. Birleşmiş Milletler'e göre, ülke nüfusunun %80'i insani yardıma muhtaç durumda. Kızılhaç'ın açıkladığı 1.800 kayıp rakamı, yalnızca son dört aylık dönemi kapsıyor; bu da krizin ne denli hızlı derinleştiğini gösteriyor.
Kaybolan kişiler arasında savaşçılar, siviller ve göçmenler bulunuyor. ICRC, ailelerin kayıp yakınlarını arama çabalarının yetersiz kaldığını, çatışma ortamının ve bürokratik engellerin soruşturmaları zorlaştırdığını vurguluyor. Özellikle ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin kayıt dışı kalması, gerçek sayının çok daha yüksek olabileceği endişesini doğuruyor.
Yemen'deki insani kriz, Kovid-19 salgını ve ekonomik çöküşle daha da ağırlaştı. Para biriminin değer kaybı, temel gıda ve ilaç fiyatlarını uçurdu. Hastanelerin çoğu kapalı veya kısmen çalışıyor. Bu koşullar altında kaybolan kişilerin akıbetini belirlemek neredeyse imkânsız hale geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Yemen'deki kayıplar, sadece bir iç savaş meselesi değil; aynı zamanda bölgesel güç mücadelesinin bir sonucu. İran ve Suudi Arabistan arasındaki vekâlet savaşı, ülkeyi paramparça etti. Uluslararası toplum, defalarca ateşkes çağrısı yapmasına rağmen, kalıcı bir çözüm sağlanamadı. BM Yemen Özel Temsilcisi, taraflar arasında müzakerelerin sürdüğünü ancak ilerlemenin yavaş olduğunu belirtiyor.
Kızılhaç, kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi için tarafların işbirliği yapması gerektiğini vurguluyor. Ancak sahadaki güvenlik koşulları ve tarafların kayıt tutmaması, bu çabaları sekteye uğratıyor. Uluslararası kamuoyu, Yemen'deki insani felakete yeterince ilgi göstermemekle eleştiriliyor. Son yıllarda Ukrayna ve Gazze gibi krizlerin gölgesinde kalan Yemen, dünyanın en büyük insani krizlerinden biri olmaya devam ediyor.
Uzmanlar, kayıp sayısındaki artışın savaşın şiddetlenmesiyle doğru orantılı olduğunu belirtiyor. Husiler ile Yemen hükümeti arasındaki çatışmalar, özellikle Marib ve Taiz gibi stratejik bölgelerde yoğunlaşıyor. Bu bölgelerden kaçan siviller, çoğu zaman kayıt altına alınamıyor ve kayboluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki insani kriz, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve insani diplomasi açısından yakından takip ettiği bir konu. Türkiye, Yemen'de barış ve diyalog çağrıları yaparak, Suudi Arabistan ve İran ile dengeli ilişkiler yürütüyor. Kayıpların artması, Türkiye'nin insani yardım faaliyetlerini ve bölgesel arabuluculuk çabalarını daha da önemli kılıyor. Ayrıca, Yemen'den kaynaklanan deniz güvenliği riskleri ve göç dalgası, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika gündemini dolaylı olarak etkiliyor. Türkiye, istikrarsızlığın yayılmasını önlemek için bölgesel işbirliğine önem veriyor.
Özetle, Yemen'deki kayıp vakaları, savaşın insani boyutunu gözler önüne seriyor. Uluslararası toplumun acil müdahalesi olmadan, bu trajedinin daha da büyümesi kaçınılmaz görünüyor.