Yemen'in güneybatısında, hükümet güçleri ile İran destekli Husiler arasında cumartesi öğle saatlerinden pazar sabahına kadar devam eden çatışmalarda 140'tan fazla kişi hayatını kaybetti. Askeri kaynaklara göre, Suudi Arabistan destekli hükümet güçlerinde görevli iki askeri yetkili, çatışmaların şiddetinin arttığını ve her iki taraftan da ağır kayıplar verildiğini bildirdi. Çatışmalar, stratejik öneme sahip bölgelerde yoğunlaşırken, sivil halk da ateş hattında kaldı.
Çatışmaların Arka Planı ve Bölgesel Dinamikler
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaş, ülkeyi derin bir insani krize sürükledi. Husiler, başkent Sanaa'yı ve kuzey bölgelerinin büyük bir kısmını kontrol ederken, uluslararası tanınmış hükümet ise güneyde ve doğuda varlık gösteriyor. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, 2015'ten itibaren hükümet güçlerine askeri destek sağlıyor. Son çatışmalar, Marib ve Taiz gibi kritik vilayetlerde yoğunlaşmış durumda. Bu bölgeler, hem petrol kaynakları hem de stratejik geçiş yolları açısından büyük önem taşıyor.
Birleşmiş Milletler'e göre, Yemen'de 2015'ten bu yana 377 binden fazla kişi doğrudan çatışmalar veya dolaylı nedenlerle (açlık, hastalık) hayatını kaybetti. Ülke nüfusunun %80'i insani yardıma muhtaç durumda. Son çatışmalar, zaten kırılgan olan ateşkes çabalarını da baltaladı. Nisan 2022'de ilan edilen ve Ekim 2022'de sona eren ateşkes, tam olarak uygulanamamıştı. Şimdi ise şiddet yeniden tırmanmış durumda.
Askeri kaynaklar, çatışmaların cumartesi günü öğle saatlerinde başladığını ve pazar sabahına kadar aralıksız sürdüğünü belirtiyor. Hükümet güçleri, Husilerin kontrolündeki bölgelere yönelik operasyonlar düzenlerken, Husiler de karşı saldırılarla cevap verdi. Her iki taraf da ağır silahlar ve drone kullandı. Sivil yerleşim bölgelerine isabet eden mermiler nedeniyle aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu sivil kayıplar olduğu bildiriliyor. Ancak bağımsız kaynaklar, sivil kayıplara ilişkin net bir sayı veremiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen iç savaşı, bölgesel bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Bir yanda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği hükümet güçleri, diğer yanda İran'ın desteklediği Husiler. Bu durum, Orta Doğu'daki mezhepsel ve jeopolitik gerilimin bir yansıması. ABD, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler, Suudi koalisyonuna istihbarat ve lojistik destek sağlıyor. Ancak son yıllarda, özellikle Biden yönetimiyle birlikte, ABD'nin Yemen politikasında bazı değişiklikler yaşandı; Suudi Arabistan'a yönelik silah satışları kısıtlandı ve ateşkes çağrıları arttı.
Öte yandan, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, küresel deniz ticaretini tehdit ediyor. 2023'ün sonundan itibaren Husiler, İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırılar düzenleyerek Kızıldeniz'deki navigasyonu riske attı. Bu durum, Avrupa ve Asya arasındaki ticaret yollarını etkileyerek küresel ekonomiyi olumsuz yönde etkiledi. Son çatışmalar, Husilerin karadaki operasyonel kapasitesini hala koruduğunu gösteriyor.
Uluslararası toplum, çatışmaların durdurulması için çağrılar yapıyor. BM Yemen Özel Temsilcisi, taraflara itidal çağrısında bulundu ve siyasi çözüm için diyalog zemininin korunması gerektiğini vurguladı. Ancak sahada artan şiddet, bu çağrıların karşılık bulmadığını gösteriyor. İnsani yardım kuruluşları, bölgeye erişimde zorluk yaşadıklarını ve artan ihtiyaçlara cevap veremediklerini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmaları yakından takip ediyor. Türk dış politikası, Yemen'de barış ve istikrarın sağlanması için diplomatik çabaları destekliyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve İran ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışırken, Yemen'deki insani krizin çözümü için uluslararası toplumla işbirliği yapıyor. Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları, Türkiye'nin deniz ticaret yollarını da etkiliyor. Ayrıca, Yemen'deki istikrarsızlık, bölgesel güvenlik ve enerji arz güvenliği açısından risk oluşturuyor. Türkiye, Yemen'deki krizin siyasi çözümle sonuçlanması için çaba gösteriyor ve insani yardımlar konusunda da aktif rol alıyor.