Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Tuğgeneral Yahya Seri, ülkenin kuzeyindeki İran destekli Husilere yönelik olarak toplam 133 askeri operasyon düzenlendiğini açıkladı. Sözcü, başkent Sana merkezli operasyonların son altı ayda yoğunlaştığını ve bu kapsamda Husilerin askeri altyapısı, füze rampaları ve komuta merkezlerinin hedef alındığını belirtti. Bu açıklama, Yemen’de yıllardır süren iç savaşta hükümet güçlerinin son dönemde artan askeri faaliyetlerinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen’deki iç savaş, 2014 yılında Husilerin başkent Sana’yı ele geçirmesinin ardından başlamıştı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetini desteklemek amacıyla 2015 yılında müdahalede bulunmuştu. O tarihten bu yana binlerce sivil hayatını kaybederken, ülke dünyanın en büyük insani krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmalar nedeniyle 377 binden fazla kişi yaşamını yitirdi; nüfusun büyük bir kısmı açlık ve hastalıklarla mücadele ediyor.
Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin duyurduğu operasyonların büyük bir bölümü, ülkenin kuzeyindeki Sada, Hacca ve Amran vilayetlerinde yoğunlaştı. Tuğgeneral Seri, bu operasyonlarda Husilere ait silah depoları, askeri araçlar ve komuta kontrol noktalarının imha edildiğini ifade etti. Ayrıca, kara birliklerinin ilerleyişi ve hava saldırılarının eş zamanlı yürütüldüğü belirtildi. Ancak Husilerin kontrolündeki medya organları, bu iddiaları yalanlayarak operasyonların sivillere zarar verdiğini ve saldırıların püskürtüldüğünü duyurdu.
Son dönemdeki çatışmaların tırmanmasında, İran ile Suudi Arabistan arasındaki bölgesel rekabetin de önemli bir rol oynadığı uzmanlarca vurgulanıyor. Tahran’ın Husilere askeri ve mali destek sağladığı biliniyor; bu destek, Husi güçlerinin Suudi Arabistan topraklarına yönelik balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemesine olanak tanıyor. Son olarak, Husi güçlerinin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıları, uluslararası deniz ticaretinin güvenliğini tehdit etmiş ve küresel çapta endişe yaratmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen’deki bu askeri hareketlilik, sadece ülke sınırlarıyla sınırlı kalmıyor; özellikle Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nın stratejik önemi, bölgesel ve küresel güçlerin dikkatini bu bölgeye çekiyor. Dünya ticaretinin yaklaşık %12’sinin geçtiği bu deniz yolu, Husilerin saldırıları nedeniyle risk altında. Bu durum, uluslararası denizcilik şirketlerinin güzergâhlarını değiştirmesine ve navlun maliyetlerinin artmasına yol açtı. ABD ve Birleşik Krallık, bu saldırılara karşı Husi hedeflerine yönelik askeri operasyonlar düzenlerken, Avrupa Birliği’nin deniz güvenliği misyonu da bölgede devriye görevi yürütüyor.
Yemen hükümeti güçlerinin son operasyonları, bu uluslararası çabaların bir parçası olarak değerlendirilebilir. Sözcü Seri’nin açıklamaları, hükümetin kararlılığını ve uluslararası koalisyonun desteğini vurgular nitelikte. Ancak BM öncülüğündeki barış görüşmeleri, taraflar arasındaki güven eksikliği ve ön koşullar nedeniyle bir türlü sonuç veremiyor. Yemen’de kalıcı bir barışın sağlanması, hem bölgesel istikrar hem de küresel enerji ve ticaret güvenliği açısından kritik bir öneme sahip.
Bu arada, insani durumun vahameti de devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Yemen’de 17 milyondan fazla insanın gıda güvencesinden yoksun olduğunu ve 2,2 milyon çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle akut tedaviye ihtiyaç duyduğunu açıkladı. Çatışmaların yoğunlaşması, bu insani krizi daha da derinleştiriyor, sivillerin yaşam alanlarını daraltıyor ve göç dalgalarını tetikliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen’deki gelişmeleri yakından izlemekte ve taraflar arasında diyaloğu desteklemektedir. Ankara, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde Yemen’in toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunmasından yana bir tutum sergilemektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin bölgedeki diplomatik girişimleri, çatışmaların sona erdirilmesi ve insani yardımların ulaştırılması odaklıdır. Ayrıca, Kızıldeniz’deki güvenlik riskleri, Türkiye’nin deniz ticaretini ve bölgesel çıkarlarını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir; bu nedenle Ankara, deniz yollarının güvenliğinin sağlanması ve uluslararası iş birliğinin artırılması çağrısında bulunmaktadır. Yemen’deki istikrarsızlık, Türkiye’nin Ortadoğu politikası açısından da önemli bir sınamadır; barışçıl çözüm arayışları, bölgesel güvenliğin tesisi açısından kritik rol oynamaktadır.