Yemen hükümet güçlerinin Husilere karşı son dönemde kazandığı askeri ilerlemeler, ülkeyi yıllardır sarsan çatışmaların seyrini değiştirebilir. Hükümet kaynaklarına göre ordu birlikleri, Husi kontrolündeki bazı bölgelerde stratejik noktaları ele geçirdi. Bu gelişmeler, ülkede kırılgan bir şekilde sürdürülen ateşkesin tamamen çökmesi ve tam kapsamlı bir savaşın geri dönmesi endişelerini artırdı.
Çatışmaların Arka Planı
Yemen'de 2014'ten bu yana devam eden iç savaş, İran destekli Husi isyancılar ile Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteklediği Yemen hükümeti arasında şiddetli bir mücadeleye sahne oluyor. Nisan 2022'de Birleşmiş Milletler aracılığıyla ilan edilen ve birkaç kez uzatılan ateşkes, taraflar arasında kalıcı bir barış sağlamadı. Ateşkes döneminde dahi yer yer çatışmalar yaşandı; ancak son haftalarda şiddet belirgin şekilde tırmandı.
Hükümet güçlerinin ilerleyişi, özellikle Marib ve Taiz cephelerinde yoğunlaştı. Askeri uzmanlara göre, bu bölgeler hem enerji kaynakları hem de stratejik geçiş yolları açısından kritik öneme sahip. Husi militanları ise kaybettikleri mevzileri geri almak için karşı saldırılar düzenliyor. Son çatışmalarda her iki taraftan da can kayıpları yaşandığı bildiriliyor, ancak bağımsız doğrulama yapılamıyor.
Yemen hükümeti, son kazanımların Husilerin askeri kapasitesini zayıflattığını savunurken, Husi sözcüleri ilerlemeyi reddediyor ve koalisyon güçlerini sivil kayıplara yol açmakla suçluyor. Birleşmiş Milletler yetkilileri, artan şiddetin zaten harap olmuş ülkedeki insani krizi daha da derinleştireceği uyarısında bulunuyor. Milyonlarca Yemenli, gıda ve temiz suya erişimde ciddi sıkıntılar yaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki çatışma, yalnızca bir iç savaş değil; aynı zamanda bölgesel bir vekalet savaşı olarak görülüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, hükümet güçlerini desteklerken; İran, Husilerin en büyük askeri ve finansal destekçisi konumunda. Bu nedenle sahadaki her askeri kazanım, Tahran ile Riyad arasındaki gerilimi doğrudan etkiliyor. Ayrıca Bab el-Mendeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle Yemen, küresel deniz ticareti ve enerji güvenliği açısından da kritik bir ülke. Son aylarda Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, uluslararası deniz trafiğini tehdit ediyor ve küresel ekonomiyi olumsuz etkiliyor.
ABD ve Birleşik Krallık, Husilerin deniz saldırılarına karşı koalisyon güçlerine istihbarat ve lojistik destek sağlıyor. Ancak Batılı ülkeler, Yemen'deki insani felaket nedeniyle Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarını sorgulamaya başladı. Öte yandan Rusya ve Çin, çatışmada taraf olmaktan kaçınıyor; fakat her iki ülke de Yemen'in jeostratejik konumunu yakından izliyor.
Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi, taraflara acil ateşkes çağrısı yaparak müzakerelere dönülmesi gerektiğini vurguladı. Fakat hem hükümet hem de Husi yetkilileri, askeri çözümde ısrarcı görünüyor. Bu durum, ülkenin yeniden geniş çaplı bir savaşa sürüklenme riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmayı dışarıdan izleyen ülkelerden biri olsa da, gelişmeler Türk dış politikası ve güvenliği açısından dolaylı sonuçlar doğurabilir. Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki istikrarsızlık, Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya uzanan deniz ticaret hatlarını riske atabilir. Ayrıca Husilerin deniz saldırıları, küresel enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin enerji ithalat maliyetini artırabilir. Bölgesel aktörlerle dengeli ilişkiler yürüten Ankara'nın, Yemen'de kalıcı barış için diplomatik çabalara destek vermesi ve insani yardımları sürdürmesi bekleniyor.