Yemen'deki İran destekli Husiler, Çarşamba günü Kızıldeniz'de Suudi Arabistan'ın Yanbu liman kenti açıklarında bir Suudi petrol tankerine ve Aden Körfezi'nde başka bir Suudi petrol tankerine füze saldırısı düzenlediklerini açıkladı. Saldırılar, bölgedeki enerji nakil hatlarına yönelik artan tehditleri gözler önüne sererken, uluslararası deniz ticaretinin güvenliğine ilişkin endişeleri de yeniden gündeme getirdi.
Gelişmenin arka planı
Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, yaptığı açıklamada, Kızıldeniz'deki saldırının, Suudi Arabistan'ın batısındaki Yanbu kentindeki petrol rafinerisine yakın bir noktada gerçekleştirildiğini belirtti. Aden Körfezi'ndeki saldırının ise bir başka Suudi tankerini hedef aldığını ifade etti. Seri, saldırılarda kullanılan füzelerin hassas güdümlü olduğunu ve doğrudan isabet sağlandığını iddia etti; ancak bu iddialar bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı.
Saldırının ardından Suudi Arabistan resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Suudi liderliğindeki koalisyon güçleri, daha önce Husilerin deniz ticaretine yönelik saldırılarını engellemek için çeşitli önlemler aldıklarını duyurmuştu. Öte yandan, bölgedeki deniz trafiğini izleyen kuruluşlar, saldırıların ardından herhangi bir can kaybı veya çevre felaketi yaşanmadığını, ancak tankerlerde maddi hasar meydana geldiğini bildirdi.
Bu saldırılar, Yemen'de yıllardır süren iç savaşın bir parçası olarak Husilerin Suudi Arabistan topraklarına ve gemilerine yönelik eylemlerinin son örneği. Husiler, daha önce de Suudi Arabistan'ın güney şehirlerine balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemiş, Kızıldeniz'deki Suudi gemilerini hedef almıştı.
Bölgesel ve küresel boyut
Kızıldeniz ve Aden Körfezi, dünya deniz ticaretinin en önemli geçiş güzergahları arasında yer alıyor. Bu su yolları, Asya ve Avrupa arasındaki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarının büyük bir bölümünü taşıyor. Dolayısıyla bu bölgede yaşanacak herhangi bir güvenlik tehdidi, küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açabiliyor.
Saldırılar, İran ile Batılı ülkeler arasında nükleer müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik tartışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti. İran'ın Husilere verdiği destek, bölgedeki gerilimi daha da artırıyor. Suudi Arabistan ve müttefikleri, İran'ı Husilere askeri ve lojistik destek sağlamakla suçluyor; Tahran ise bu suçlamaları reddediyor.
Uluslararası toplum, Yemen'de kalıcı bir ateşkes sağlanması ve siyasi çözüm bulunması için çaba harcarken, bu tür saldırılar müzakereleri olumsuz etkiliyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, taraflara itidal çağrısında bulunmuş, ancak şu ana kadar kalıcı bir ateşkese ulaşılamadı. Uzmanlar, bu tür saldırıların sürmesi halinde bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskinin arttığına dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki ihtilafa doğrudan taraf olmasa da, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki güvenlik istikrarı, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle olan ticari ilişkileri ve enerji ithalatı açısından stratejik öneme sahiptir. Kızıldeniz'deki nakliye hatlarının kesintiye uğraması, Türkiye'ye yönelik tedarik zincirlerini olumsuz etkileyebilir ve enerji maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ve Suudi Arabistan ile geliştirdiği savunma sanayi iş birliği, bölgedeki gerilimin doğrudan etkilerini hissettirebilir. Ankara, Yemen'deki krizin çözümü için BM nezdinde yürütülen diplomatik çabaları desteklemekte ve bölgesel istikrarın sağlanmasını öncelikli hedef olarak görmektedir. Bu nedenle, Husilerin saldırıları Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikaları yakından izlenmektedir.