Yemen'de hükümet güçleri ile Husi milisleri arasında stratejik Taiz kenti çevresinde çatışmalar yeniden şiddetlendi. Husiler, kenti kuşatma altına alarak kontrolü pekiştirmeye çalışırken, hükümet güçleri sahil hattı boyunca ilerlemeyi hedefliyor. Kentte yaşayan siviller için insani koşullar her geçen gün daha da zorlaşıyor; gıda, su ve sağlık hizmetlerine erişim ciddi biçimde kısıtlanmış durumda. BM ve insani yardım kuruluşları, Taiz'deki nüfusun büyük bölümünün acil yardıma muhtaç olduğunu bildiriyor.
Çatışmaların arka planı ve Taiz'in stratejik önemi
Taiz, Yemen'in güneybatısında, ülkenin üçüncü büyük kenti olarak biliniyor. 2014'ten bu yana süren iç savaşta Husi milisleri başkent Sanaa'yı ele geçirmiş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ise hükümeti destekleyerek müdahale etmişti. Taiz, stratejik konumu nedeniyle çatışmaların kilit noktalarından biri haline geldi. Kent, Husi kontrolündeki kuzey bölgeleri ile hükümetin elindeki güney limanları arasında bir geçiş güzergahı üzerinde bulunuyor. Son haftalarda Husi güçleri, Taiz'i çevreleyen yolları kontrol altına alarak adeta bir kuşatma uyguluyor. Bu kuşatma, kente yönelik insani yardımların ulaştırılmasını da engelliyor. Hükümet güçleri ise batıda sahil hattı boyunca ilerleyerek Husi mevzilerini geriletmeyi ve kentin ablukasını kırmayı amaçlıyor. Ancak ilerleme yavaş ve kanlı çatışmalarla sürüyor.
Yerel kaynaklara göre, son günlerde Taiz'in kuzey ve doğu cephelerinde yoğun çatışmalar yaşanıyor. Her iki taraf da ağır silahlar kullanıyor. Sivil kayıplar artıyor; hastanelerde yaralı sayısı kapasiteyi aşıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve diğer yardım kuruluşları, bölgeye erişimde büyük zorluk çekiyor. Kuşatma nedeniyle temel gıda maddeleri ve ilaç temini neredeyse durma noktasında. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Taiz'de 600 binden fazla sivilin kuşatma altında olduğunu ve bunların yarısından fazlasının çocuk olduğunu tahmin ediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Yemen'deki çatışma, bölgesel güçlerin vekalet savaşı alanı haline gelmiş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), hükümet güçlerine destek verirken, İran, Husi milislerini desteklemekle suçlanıyor. Bu durum, Orta Doğu'da Sünni-Şii ekseninde bir gerilim hattı oluşturuyor. Taiz'deki kuşatmanın uzaması, insani krizi derinleştirerek bölgesel istikrarsızlığı artırıyor. Ayrıca, Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle Yemen, küresel deniz ticareti ve enerji güvenliği açısından da kritik bir konumda. Husilerin zaman zaman deniz yollarını tehdit eden eylemleri, uluslararası nakliye şirketlerini tedirgin ediyor. BM Güvenlik Konseyi, taraflara insani yardımlara engelsiz erişim çağrısında bulunurken, kalıcı bir ateşkes için diplomatik çabalar sürüyor. Ancak şu ana kadar somut bir ilerleme sağlanamadı. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, taraflar arasında diyalog zemini oluşturmaya çalışıyor; fakat sahada artan şiddet, müzakereleri zorlaştırıyor.
Öte yandan, insani yardım kuruluşları, Taiz'deki kuşatmanın derhal kaldırılması ve insani koridorların açılması için çağrılarını yineliyor. Dünya Gıda Programı (WFP), bölgede gıda güvencesizliğinin alarm verici boyutlara ulaştığını, yetersiz beslenme oranlarının arttığını bildiriyor. Çatışmalar nedeniyle tarım arazileri zarar görüyor, geçim kaynakları yok oluyor. Bu durum, uzun vadede Yemen'in toparlanma kapasitesini de olumsuz etkiliyor. Uluslararası toplum, taraflara uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde sivil halkı koruma yükümlülüklerini hatırlatıyor. Ancak sahadaki gerçeklik, sivillerin giderek daha fazla acı çektiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki insani krize kayıtsız kalmayan ülkeler arasında yer alıyor. Türk dış politikası, bölgesel istikrarın korunması ve insani yardımların ulaştırılması konusunda aktif bir diplomasi yürütüyor. Taiz'deki kuşatmanın derinleşmesi, Türkiye'nin Orta Doğu'daki barış ve güvenlik çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin deniz ticaret yolları ve enerji güvenliği açısından da risk oluşturuyor. Türkiye, Yemen'de kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve insani yardımların kesintisiz ulaştırılması için taraflara çağrıda bulunmayı sürdürüyor. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel barış vizyonunu ve insani diplomasi önceliklerini bir kez daha gündeme getiriyor.