İran destekli Husi isyancılarının Suudi Arabistan topraklarına yönelik son füze ve insansız hava aracı saldırıları, Riyad'ın Yemen'deki savaşta uyguladığı 'kontrol stratejisinin' sonunu işaret ediyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'ten bu yana sürdürdüğü askeri müdahale ve abluka, Husi tehdidini sınırların ötesinde tutmayı amaçlıyordu. Ancak son saldırılar, bu stratejinin artık işlemediğini gösteriyor ve Riyad'ı yeni bir güvenlik açmazıyla karşı karşıya bırakıyor.
Stratejinin çöküşü ve artan saldırılar
Suudi Arabistan, 2015 yılında Yemen'deki Husi hükümetini devirmek ve İran'ın bölgedeki etkisini kırmak amacıyla askeri müdahale başlattı. Yıllar süren çatışmalar, on binlerce sivilin ölümüne ve büyük bir insani krize yol açtı. Suudi Arabistan, Husi yeteneklerini sınırlamak için limanları ve hava sahasını abluka altına aldı. Ancak Husi güçleri, zaman içinde insansız hava araçları ve balistik füzelerle Suudi altyapısına, petrol tesislerine ve sivil yerleşimlere yönelik saldırılarını artırdı. Son dönemdeki saldırılar, Husilerin askeri kapasitesini koruduğunu ve hatta geliştirdiğini ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre, Suudi Arabistan'ın 'kontrol stratejisi' iki temel varsayıma dayanıyordu: Husi tehdidinin Yemen sınırları içinde tutulabileceği ve askeri baskının isyancıları müzakere masasına zorlayacağı. Her iki varsayım da çökmüş durumda. Husi saldırıları, Suudi hava savunma sistemlerinin etkisizliğini gösterirken, Riyad'ın askeri çözüm yerine siyasi bir çözüme yönelmesi gerektiği yönündeki çağrıları da artırıyor. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, taraflara ateşkes ve kapsayıcı bir siyasi süreç için çağrıda bulundu ancak taraflar arasındaki güvensizlik derin.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Husi saldırıları, sadece Suudi Arabistan için değil, bölge ve küresel enerji piyasaları için de risk oluşturuyor. Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki gerilim, uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor. Husilerin petrol tesislerine yönelik saldırıları, küresel petrol arzında kesintiye yol açarak fiyatları yükseltebilir. ABD, Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlasa da, doğrudan çatışmaya girmekten kaçınıyor. İran ise Husileri destekleyerek Suudi Arabistan'ı zayıflatmayı ve bölgesel nüfuzunu artırmayı hedefliyor. Bu durum, Yemen savaşını vekalet savaşına dönüştürüyor ve çözümü zorlaştırıyor.
Suudi Arabistan'ın askeri harcamaları ve ekonomik reformları (Vision 2030) üzerindeki baskı artıyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Yemen savaşını sona erdirmek ve uluslararası itibarını düzeltmek istiyor ancak Husilerle doğrudan görüşmeler tartışmalı. Suudi Arabistan, geçtiğimiz yıl Husilerle dolaylı ateşkes görüşmeleri yürüttü ancak kalıcı bir anlaşma sağlanamadı. Husi saldırıları, Riyad'ın askeri güç kullanarak güvenlik sağlama çabalarının sonuçsuz kaldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmada taraf olmamakla birlikte, Suudi Arabistan ve İran arasındaki dengeyi gözetiyor. Husi saldırılarının tırmanması, Körfez'de istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları için risk oluşturuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son dönemde normalleştirme çabası içindeyken, Husi tehdidi Riyad'ın bölgesel güvenlik endişelerini artırarak Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki gerilim, Türk deniz ticaretini ve enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Yemen'de siyasi çözüm için BM çabalarını desteklemeli ve bölgesel diyalog mekanizmalarında aktif rol almalıdır.