Yemen'in başkenti Sanaa, gece boyunca bombalandı. Hükümet güçleri, ülkenin üçüncü büyük şehri Taiz çevresinde yıllardır görülmemiş şiddette çatışmalar yaşandığını bildirdi. Ülke, yeni bir topyekûn savaş tehlikesiyle karşı karşıya. Son haftalarda artan saldırılar, kırılgan ateşkesi tehdit ediyor ve insani krizi derinleştiriyor.
Çatışmaların Arka Planı ve Tırmanan Şiddet
Yemen, 2014'ten bu yana İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun desteklediği Yemen hükümeti arasında devam eden bir iç savaşın pençesinde. Ülke topraklarının büyük bölümü Husilerin kontrolünde; başkent Sanaa da 2014'ten beri isyancıların elinde. Hükümet güçleri ise güneyde ve doğuda bazı bölgeleri elinde tutuyor. Taiz, stratejik konumu nedeniyle yıllardır çatışmaların merkezinde. Son günlerde hükümet güçleri, Taiz'in kuzey ve doğu cephelerinde Husilere yönelik geniş kapsamlı operasyonlar başlattı. Bu operasyonlar, 2021'den bu yana en yoğun çatışmalar olarak kayda geçti. Husiler ise Sanaa'ya yönelik hava saldırılarına karşılık olarak balistik füze ve İHA saldırılarını artırdı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Sanaa'daki askeri hedefleri vurduğunu açıkladı ancak sivil kayıplar da bildiriliyor. Birleşmiş Milletler, çatışmaların sivil altyapıyı tahrip ettiğini ve yerinden edilmeleri artırdığını duyurdu. Ateşkes görüşmeleri ise 2022'deki geçici anlaşmadan bu yana sonuçsuz kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki savaş, bölgesel güç dengelerinin bir yansıması. Suudi Arabistan ve BAE, Husileri İran'ın vekil gücü olarak görüyor ve İran'ın Yemen üzerinden bölgesel nüfuzunu artırmasını engellemeye çalışıyor. İran ise Husilere askeri ve siyasi destek sağlamakla suçlanıyor; Tahran bu suçlamaları reddediyor. ABD, Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı koalisyon güçlerine destek veriyor. Son aylarda Husiler, İsrail'e ve Kızıldeniz'deki hedeflere yönelik saldırılarını artırdı. Bu durum, küresel deniz ticaretini olumsuz etkiliyor ve enerji fiyatlarını yukarı çekiyor. Rusya ve Çin, Yemen krizinde daha çok diplomatik çözüm çağrısı yapmakla yetiniyor. BM Güvenlik Konseyi'nde ise Husilere yönelik yaptırımlar tartışılıyor. Yemen'deki istikrarsızlık, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı üzerinden yapılan küresel ticaret için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Uluslararası toplum, olası bir topyekûn savaşın bölgesel bir yangına dönüşmesinden endişeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizini yakından takip ediyor. Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı, Türk ihracatı için kritik bir ticaret yolu. Çatışmaların şiddetlenmesi, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ticarette aksamalara ve navlun maliyetlerinin artmasına yol açabilir. Ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Yemen'deki tırmanma, bu diplomatik çabaları zorlaştırabilir. Türkiye, İran ile de dengeli bir ilişki yürütüyor; Yemen'de İran yanlısı Husilerin güç kazanması, Ankara'nın bölgesel dengelerdeki konumunu etkileyebilir. İnsani krizin derinleşmesi ise Türkiye'nin insani yardım diplomasisini ön plana çıkarabilir. Ankara, BM çatışmalarında aktif rol alarak bölgesel istikrara katkı sağlayabilir.