Yemen'de hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar, son günlerde ülkenin çeşitli cephelerinde şiddetlenerek devam ediyor. Her iki taraftan da ölü ve yaralıların olduğu bildirilirken, uluslararası yardım kuruluşları ülkedeki insani durumun giderek kötüleştiği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli sivil toplum örgütleri, milyonlarca Yemenlinin insani yardıma muhtaç olduğunu ve çatışmaların bu yardımların ulaştırılmasını engellediğini vurguluyor.
Çatışmaların arka planı ve son durum
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahaleyle daha da karmaşık bir hal aldı. İran destekli Husiler ile Yemen hükümeti arasındaki mücadele, ülkeyi adeta bir yıkım alanına çevirdi. Son haftalarda Marib, Hodeidah ve Taiz gibi stratejik bölgelerde yoğunlaşan çatışmalar, sivil yerleşim alanlarını da vuruyor. Yerel kaynaklara göre, son çatışmalarda onlarca sivil hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. Hastaneler ve sağlık tesisleri, hem hasta yükü hem de ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle çökmüş durumda. Dünya Sağlık Örgütü, Yemen'de sağlık sisteminin tamamen çöktüğünü ve salgın hastalıkların yayılma riskinin arttığını bildiriyor.
Çatışmaların şiddetlenmesi, zaten kırılgan olan ateşkes çabalarını da baltalıyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi, taraflara insani yardım koridorlarının açık tutulması ve sivil halkın korunması çağrısında bulundu. Ancak sahada durum giderek kontrolden çıkıyor. Husiler, koalisyon güçlerine ait hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını sürdürürken, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon da hava saldırılarını yoğunlaştırmış durumda. Bu karşılıklı saldırılar, sivil altyapıya da ciddi zarar veriyor; okullar, hastaneler ve su tesisleri vuruluyor.
İnsani yardım kuruluşları, Yemen'de 20 milyondan fazla insanın gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu, bunların 5 milyonunun acil yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Çocuklar arasında yetersiz beslenme oranları endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), her 10 dakikada bir çocuğun önlenebilir nedenlerle hayatını kaybettiğini tahmin ediyor. Ayrıca, kolera salgını da ülke genelinde yayılmaya devam ediyor; temiz suya erişim yok denecek kadar az.
Bölgesel ve küresel boyut
Yemen krizi, sadece ülke içi bir çatışma değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerinin bir yansıması. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği hükümet güçleri ile İran'ın desteklediği Husiler arasındaki mücadele, Orta Doğu'da Sünni-Şii ekseninde bir vekalet savaşı olarak görülüyor. Bu durum, bölgedeki istikrarsızlığı körüklerken, Kızıldeniz ve Babül Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz yollarının güvenliğini de tehdit ediyor. Husilerin son dönemde Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel ticaret ve deniz taşımacılığı üzerinde ciddi riskler oluşturuyor. ABD ve Birleşik Krallık, Husilerin deniz saldırılarına karşı koalisyon güçlerine destek veriyor. Öte yandan, Rusya ve Çin, çatışmanın diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulunuyor. BM Güvenlik Konseyi'nde Yemen konusunda farklı yaklaşımlar sergileniyor; bazı üyeler askeri müdahaleyi desteklerken, diğerleri siyasi çözümün altını çiziyor.
Uluslararası toplumun Yemen'e yönelik insani yardımları ise yetersiz. BM'nin 2024 yılı için talep ettiği 4,3 milyar dolarlık insani yardım fonunun sadece yarısından azı toplanabildi. Yardım kuruluşları, finansman eksikliği nedeniyle bazı programlarını kısıtlamak zorunda kaldı. Ayrıca, çatışma bölgelerine erişim kısıtlamaları, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını zorlaştırıyor. Yemen ekonomisi de çökmüş durumda; yerel para birimi büyük değer kaybetti, işsizlik rekor seviyede ve temel gıda maddelerinin fiyatları hızla artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmaların şiddetlenmesi, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve insani diplomasi açısından önemli gördüğü bir gelişme. Türkiye, Yemen'deki krize siyasi çözüm bulunması için aktif diplomasi yürütüyor ve insani yardım sağlıyor. Ancak çatışmanın derinleşmesi, Kızıldeniz'deki güvenlik risklerini artırarak Türkiye'nin deniz ticaret yollarını ve enerji arz güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, istikrarsızlığın bölgeye yayılma potansiyeli, Türkiye'nin Orta Doğu'daki çıkarlarını ve terörle mücadelesini de yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin, BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde ateşkes ve insani erişim çağrılarını sürdürmesi bekleniyor.