Yemen'de yıllardır süren iç savaş, yalnızca bölgesel bir trajedi olmanın ötesinde, küresel güçlerin jeopolitik hesaplarının kesiştiği bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Orta Doğu Gözü'nde yayımlanan analiz, bu bitmeyen çatışmanın ABD ve İsrail'in bölgesel gündemine hizmet edip etmediği sorusunu gündeme getiriyor. Yemen'deki savaş, 2014 yılında Husilerin başkent Sana'yı ele geçirmesinin ardından Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesiyle derinleşti. Ancak çatışmanın arka planında, Kızıldeniz'deki stratejik su yollarının kontrolü ve İran'la Suudi Arabistan arasındaki nüfuz mücadelesi gibi daha geniş jeopolitik dinamikler yatıyor. Analistler, ABD'nin özellikle son dönemde Husilere yönelik askeri operasyonlarını artırmasını, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına verilen destek kapsamında değerlendiriyor.
Çatışmanın arka planı: İç savaştan bölgesel krize
Yemen, 2011'deki Arap Baharı'nın ardından devrik lider Ali Abdullah Salih'in iktidardan düşmesiyle başlayan siyasi geçiş sürecinde derin bir krize sürüklendi. Husilerin 2014'te Sana'yı ele geçirmesi, ardından 2015'te Suudi Arabistan'ın müdahalesi, ülkeyi tam anlamıyla bir iç savaşa soktu. Birleşmiş Milletler'in verilerine göre, çatışmalar bugüne kadar on binlerce sivilin ölümüne ve dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin yaşanmasına yol açtı. Açlık, kolera salgınları ve yıkılan sağlık sistemi, Yemen halkını derinden etkiledi.
Savaşın tarafları arasında Husiler, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ve çeşitli silahlı gruplar yer alıyor. İran'ın Husilere askeri ve lojistik destek sağladığı biliniyor. Bu durum, çatışmayı Şii-Sünni eksenine oturtan bir mezhepsel boyut kazandırsa da, uzmanlar asıl belirleyici faktörün bölgesel güç mücadelesi olduğunu vurguluyor. Suudi Arabistan, kendi güney sınırında istikrarsız bir Yemen'i kabul edemeyeceğini defalarca dile getirmişti. Ancak savaşın uzaması, Riyad'ın da içine düştüğü bataklığı gözler önüne seriyor.
Kızıldeniz'in jeopolitik önemi ve küresel aktörler
Yemen'in stratejik konumu, Kızıldeniz'in güney girişinde yer alan Babülmendep Boğazı'nı kontrol etmesi nedeniyle küresel ticaret için hayati önem taşıyor. Dünya ticaretinin yaklaşık %12'si bu boğazdan geçiyor. Son dönemde Husilerin, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına tepki olarak Kızıldeniz'deki İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları, uluslararası deniz ticaretini tehdit eder boyuta ulaştı. ABD ve İngiltere, bu saldırılara karşı Husilere yönelik hava operasyonları başlattı. Bu operasyonlar, Yemen'deki savaşın daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüşme riskini artırıyor.
İsrail açısından bakıldığında, Yemen'deki çatışmanın sürmesi, İran'ın bölgedeki nüfuzunu zayıflatma ve Hamas'ın müttefiki olan Husilere karşı baskı kurma fırsatı sunuyor. Analizde, savaşın bu haliyle ABD ve İsrail'in bölgesel çıkarlarına hizmet ettiği, ancak Yemen halkının felaketi pahasına olduğu vurgulanıyor. Ayrıca, savaşın sona erdirilmesi yönündeki uluslararası çabaların istenen sonucu vermediği, tarafların kalıcı barış için siyasi irade göstermediği belirtiliyor. BM'nin arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, taraflar arasındaki derin güvensizlik nedeniyle defalarca kesintiye uğradı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki savaş, Türkiye'yi doğrudan askeri olarak ilgilendirmese de, Kızıldeniz'deki güvenlik istikrarının bozulması Türkiye'nin ticari ve stratejik çıkarlarını etkiliyor. Kızıldeniz'den Süveyş Kanalı'na uzanan deniz ticaret yollarının kesintiye uğraması, Türkiye'nin Avrupa ve Asya arasındaki ticaretinde önemli bir rol oynayan güzergahları etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ile yakın ilişkileri ve Körfez bölgesindeki diplomatik dengeleri gözetme politikası, Yemen krizinde aktif ama ölçülü bir rol oynamasını gerektiriyor. Türkiye, BM nezdinde yürütülen barış çabalarını desteklemekte ve insani yardım sağlamaktadır. Ancak, çatışmanın bölgesel güç mücadelelerinin bir parçası haline gelmesi, Türkiye'nin Orta Doğu politikasında dikkate alması gereken bir unsur olarak öne çıkıyor.