Milyarlarca dolarlık yatırım portföyünü yöneten emeklilik fonları ve devlet varlık fonları, yıllardır güvendikleri çeşitlendirme stratejisinin büyük ölçüde bir yanılsama olduğunu fark ediyor. Yapay zeka (YZ) algoritmalarının piyasalarda yaygınlaşması, farklı varlık sınıfları arasındaki korelasyonu artırarak geleneksel risk dağıtım yöntemlerini etkisiz hale getiriyor.
Yapay Zeka ve Piyasa Korelasyonu
Son yıllarda yapay zeka tabanlı ticaret sistemleri, küresel piyasalarda işlem hacminin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu algoritmalar, benzer veri setlerini ve modelleri kullandıkları için aynı anda benzer pozisyonlar alıp satıyor. Sonuç olarak, hisse senetleri, tahviller, emtialar ve hatta kripto paralar arasındaki fiyat hareketleri giderek daha fazla birbiriyle uyumlu hale geliyor. Bu durum, geleneksel portföy teorisinin temel taşı olan "düşük korelasyonlu varlıklara yatırım yaparak riski azaltma" ilkesini zayıflatıyor.
Örneğin, 2020 pandemi krizinde ve sonrasındaki jeopolitik şoklarda, farklı varlık sınıflarının aynı yönde hareket ettiği görüldü. Tahvil ve hisse senedi fiyatları normalde ters yönde hareket ederken, YZ destekli fonların aynı sinyallere tepki vermesiyle bu denge bozuldu. Emeklilik fonları, geleneksel %60 hisse-%40 tahvil dağılımının artık beklenen korumayı sağlamadığını raporluyor.
Devlet Fonları ve Kurumsal Yatırımcıların Tepkisi
Norveç Küresel Emeklilik Fonu, Abu Dabi Yatırım Otoritesi ve Singapur Temasek gibi devlet fonları, portföylerini çeşitlendirmek için alternatif yatırım araçlarına yöneliyor. Altyapı projeleri, özel sermaye, gayrimenkul ve doğal kaynaklar gibi daha az likit varlıklara ağırlık veriliyor. Ancak bu varlıklar da YZ algoritmalarının dolaylı etkisiyle benzer risk faktörlerine maruz kalabiliyor.
Uzmanlar, sorunun yalnızca algoritmalardan kaynaklanmadığını, aynı zamanda küresel ekonomik entegrasyonun ve merkez bankalarının eşgüdümlü politikalarının da korelasyonu artırdığını belirtiyor. Düşük faiz ortamında tüm varlık fiyatları şişerken, sıkılaşma dönemlerinde hepsi birlikte değer kaybediyor. YZ bu eğilimleri hızlandırıyor ve derinleştiriyor.
Bazı fon yöneticileri, çeşitlendirmenin artık coğrafi veya varlık sınıfı bazında değil, faktör bazında yapılması gerektiğini savunuyor. Değer, büyüme, momentum, düşük volatilite gibi faktörlere dayalı stratejiler öne çıkıyor. Ancak bu faktörlerin de YZ tarafından kolayca taklit edilebildiği ve arbitraj fırsatlarının hızla kapandığı belirtiliyor.
Küresel Piyasalar ve Türkiye
Gelişmekte olan piyasalar da bu durumdan olumsuz etkileniyor. Yabancı kurumsal yatırımcılar, çeşitlendirme amacıyla gelişmekte olan ülkelere yönelirken, YZ algoritmalarının yarattığı oynaklık nedeniyle bu piyasalardan hızlı çıkışlar yaşanabiliyor. Türkiye gibi yüksek getiri potansiyeli sunan ancak risk algısı dalgalı olan ülkeler, bu durumda sermaye akımlarının yönünü tahmin etmekte zorlanıyor.
Öte yandan, yerli yatırımcılar için YZ destekli danışmanlık hizmetleri yaygınlaşıyor. Bankalar ve aracı kurumlar, müşterilerine robot danışmanlar aracılığıyla portföy önerileri sunuyor. Ancak bu sistemlerin de benzer algoritmaları kullanması, bireysel yatırımcıların da aynı risklere maruz kalmasına yol açıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, YZ'nin finansal istikrar üzerindeki etkilerini araştırmak için çalışmalar başlattı. Düzenleyiciler, algoritmik ticaretin şeffaflığını artırmayı ve sistemik riskleri azaltmayı hedefliyor. Ancak teknolojinin hızına yetişmekte zorlanıyorlar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yapay zeka kaynaklı korelasyon artışı, Türkiye'nin ekonomik kırılganlıklarını daha da belirginleştirebilir. Yabancı yatırımcıların çeşitlendirme amacıyla Türkiye'ye ayırdığı pay, YZ algoritmalarının yarattığı oynaklık nedeniyle azalabilir. Bu durum, cari açık finansmanı ve TL'nin istikrarı için risk oluşturur. Ayrıca, yerli fon yöneticileri ve bireysel yatırımcılar, uluslararası piyasalardaki bu yapısal değişimi yakından takip etmeli. Türkiye, sermaye akımlarını çekmek için makroekonomik istikrarı güçlendirmeli ve YZ çağında rekabetçi bir finansal altyapı oluşturmalı.