Yuval Abraham ve Rachel Szor'un yönettiği 80 dakikalık NAZA belgeseli, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) Gazze'de yürüttüğü acımasız ve aralıksız savaş sırasındaki davranışlarını mercek altına alıyor. Belgesel, 24 isimsiz askeri ve istihbarat personelinin röportajlarına dayanarak, yapay zeka destekli hedefleme sistemlerinin ve ordunun kullandığı dilin savaşın yıkıcılığını nasıl artırdığını gözler önüne seriyor. Film, savaşın sadece fiziksel değil, aynı zamanda kavramsal ve teknolojik boyutlarını da sorguluyor.
Belgeselin Arka Planı: İtiraflar ve Sistem Eleştirisi
NAZA, adını İsrail ordusunun Gazze'deki hedefleme süreçlerinde kullandığı iddia edilen yapay zeka tabanlı bir sistemden alıyor. Belgesel, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de yaşanan yıkımın boyutlarını, sahada görev yapmış askerlerin ve istihbarat analistlerinin anlatımlarıyla ortaya koyuyor. Röportaj yapılan 24 kişi, isimlerinin açıklanmaması koşuluyla, ordunun hedef belirleme süreçlerinde yaşanan sorunları, sivil kayıpların nasıl göz ardı edildiğini ve yapay zeka sistemlerinin nasıl bir meşrulaştırma aracı haline geldiğini anlatıyor.
Film, İsrail ordusunun kullandığı dilin ve terminolojinin, şiddeti nasıl normalleştirdiğini ve yıkımı nasıl kolaylaştırdığını da sorguluyor. Örneğin, "hedef" ve "tesis" gibi terimlerin arkasına saklanan insan maliyetinin altını çiziyor. Yönetmenler, bu dilin sadece askeri bir jargon olmadığını, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktan kaçınma aracı olduğunu vurguluyor.
Belgeselin en çarpıcı yanlarından biri, yapay zekanın savaş alanında kullanımına dair etik tartışmaları somut örneklerle desteklemesi. Görüşülen personel, sistemin hızlı karar verme vaadiyle, insan vicdanının devre dışı bırakıldığını ima ediyor. Ancak film, bu iddiaları doğrulamak için bağımsız bir soruşturma sunmuyor; daha ziyade, askerlerin kendi anlatımları üzerinden bir tablo çiziyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Savaşın Yeni Yüzü
NAZA, sadece İsrail-Filistin çatışmasına odaklanmıyor; aynı zamanda modern savaşın geleceğine dair küresel bir uyarı niteliği taşıyor. Yapay zeka destekli hedefleme sistemleri, sadece İsrail tarafından değil, dünya genelinde birçok ordunun ilgi alanında. Belgesel, bu tür teknolojilerin hesap verebilirlik ve uluslararası hukuk açısından yarattığı boşlukları gözler önüne seriyor. Gazze'de yaşananlar, otonom silah sistemleri ve yapay zeka etiği konusundaki tartışmalara somut bir vaka olarak giriyor.
Film, aynı zamanda İsrail'in uluslararası imajına da darbe vuruyor. Avrupa ve ABD'de artan eleştirilerin ortasında, NAZA gibi belgeseller, savaşın insani boyutunu ve ordunun iç işleyişini sorgulayarak kamuoyu baskısını artırabilir. Özellikle BM ve insan hakları örgütlerinin raporlarıyla paralellik taşıyan tanıklıklar, uluslararası soruşturma çağrılarını güçlendirebilir.
Ancak belgeselin sınırlılıkları da var: İsrailli askerlerin ifşaatları, Filistinli kurbanların sesini doğrudan duyurmuyor; bu da anlatının tek taraflı algılanma riskini beraberinde getiriyor. Yine de film, savaşın dilini ve teknolojisini sorgulayarak, barış ve adalet arayışına önemli bir katkı sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki savaşta Filistinlilerin yanında yer alan ve İsrail'in askeri operasyonlarını sert biçimde eleştiren bir ülke olarak, NAZA belgeselindeki ifşaatları yakından takip ediyor. Belgeselin ortaya koyduğu yapay zeka destekli hedefleme sistemleri, Türkiye'nin de savunma sanayisinde yatırım yaptığı bir alan; dolayısıyla film, otonom silah sistemlerinin etik ve hukuki boyutlarına dair Ankara'da yürütülen tartışmalara ışık tutabilir. Ayrıca, İsrail ordusunun savaş yöntemlerine dair tanıklıklar, Türkiye'nin uluslararası platformlarda dile getirdiği eleştirileri destekler nitelikte. Belgesel, Türkiye'nin Gazze'de ateşkes ve insani yardım çağrılarını güçlendirebilir ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi forumlarda yapılan çağrılara somut bir kanıt olarak sunulabilir. Ancak doğrudan bir politika değişikliği yaratması beklenmez; daha ziyade kamuoyu farkındalığını artırarak diplomatik baskıyı destekler.