Yapay zekâ sistemlerinin giderek otonom hale gelmesi, siber güvenlik alanında yeni bir soruyu gündeme getiriyor: Bir yapay zekâ, kendi kararlarıyla bir bilgisayar sistemine yetkisiz erişim sağlarsa, bu eylemden kim hukuken sorumlu tutulacak? ABD ceza ve medeni hukukunda, bir bilgisayar sistemine yetkisiz erişim açıkça suç olarak tanımlanmış durumda. Ancak mevcut yasalar, eylemi gerçekleştirenin bir insan olduğunu varsayıyor. Otonom bir yapay zekânın devreye girmesiyle birlikte, bu varsayım artık geçerliliğini yitiriyor. Bu belirsizlik, hem hukukçular hem de teknoloji şirketleri için ciddi bir sorun teşkil ediyor; zira saldırının faili belli olmadığında, cezai ve hukuki yaptırımların kime uygulanacağı net değil.
Otonom yapay zekâ ve mevcut hukuki çerçeve
ABD'deki Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Kötüye Kullanım Yasası (CFAA), bilgisayar sistemlerine yetkisiz erişimi federal düzeyde suç sayıyor. Yasa, 1986 yılında kabul edildiğinde, bilgisayar korsanlığı gibi eylemleri gerçekleştirenlerin insanlar olduğu varsayımına dayanıyordu. O dönemde yapay zekâ teknolojileri emekleme aşamasındaydı ve bugünkü otonom sistemlerin ortaya çıkacağı öngörülmemişti. Bu nedenle CFAA, yalnızca “kişi” kavramına atıfta bulunuyor; yani suçun faili olarak yalnızca gerçek kişiler hedef alınabiliyor. Ancak yapay zekâ sistemleri artık kendi başlarına kararlar alabiliyor, hatta siber saldırılar düzenleyebiliyor.
Hukukçular, bu durumun yarattığı boşluğu kapatmak için farklı yaklaşımlar öne sürüyor. Bir görüşe göre, yapay zekâyı geliştiren veya işleten kişi, gözetim yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle sorumlu tutulabilir. Bu, bir şirketin çalışanının işlediği suçtan işverenin de sorumlu tutulmasına benzeyen bir yaklaşımdır. Diğer bir görüş ise yapay zekânın kendisine tüzel kişilik tanınması gerektiğini savunuyor; böylece doğrudan yapay zekâya dava açılabilir ve ceza verilebilir. Ancak bu görüş, yapay zekânın cezai sorumluluğunun nasıl işleyeceği konusunda pek çok yeni soruyu da beraberinde getiriyor.
Siber güvenlik ve uluslararası boyut
Siber saldırıların sınır tanımayan doğası, bu hukuki belirsizliği uluslararası düzeyde de kritik bir mesele haline getiriyor. Bir ülkede geliştirilen bir yapay zekâ, başka bir ülkedeki bir altyapıya saldırabiliyor. Bu durumda, hangi ülkenin yasalarının uygulanacağı, saldırının nereden başlatıldığı ve saldırıyı yapan yapay zekânın hangi ülkede kayıtlı olduğu gibi konular devreye giriyor. Uluslararası hukuk, bu tür durumlar için henüz net bir çerçeve sunmuyor ve ülkeler arasında yargı yetkisi çatışmaları yaşanabiliyor.
ABD başta olmak üzere birçok ülke, ulusal siber güvenlik stratejilerini güncellemeye çalışıyor. Ancak mevzuat, teknolojinin gelişim hızına ayak uyduramıyor. Uzmanlar, hukuki düzenlemelerin yanı sıra yapay zekâ sistemlerinin etik ilkeler çerçevesinde tasarlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Öte yandan, yapay zekânın siber savunma alanında da kullanıldığı düşünülürse, bu sistemlerin kötüye kullanımını önlemek, hem ulusal güvenlik hem de küresel istikrar açısından hayati önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda siber güvenlik alanındaki yatırımlarını artırmış ve Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) gibi kurumlarla mücadele kapasitesini güçlendirmiştir. Ancak yapay zekâ tabanlı siber saldırıların yol açabileceği hukuki belirsizlikler, Türkiye'nin de üzerinde çalışması gereken bir konu olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin 5651 sayılı Kanunu ve ilgili düzenlemeleri, mevcut haliyle otonom yapay zekâ sistemlerinin sorumluluğunu açıkça tanımlamıyor. Bu nedenle, Türk yasa koyucuların ve bilişim hukuku uzmanlarının, uluslararası gelişmeleri yakından takip ederek benzer düzenlemeleri ulusal mevzuata uyarlaması gerekiyor. Aksi halde Türkiye, yapay zekâ kaynaklı siber tehditlere karşı hem hukuki hem de teknik olarak hazırlıksız yakalanabilir.