Yahudi düşmanlığı gerçek ve koşulsuz kınanmalı. Ancak bu, başka bir dine mensup olanlara yönelik nefreti yayarak çözülemez. Müslümanları şeytanlaştırmak antisemitizmi bitirmez, sadece önyargıyı bir hedeften diğerine aktarır. Ne yazık ki, tam da bu, İsrail yanlısı politikaları destekleyen bazı çevrelerin başvurduğu bir yöntem haline geldi. Son dönemde Batı'da yükselen İslamofobik söylem, Filistin yanlısı protestoları bastırmak ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerine yönelik eleştirileri susturmak için kullanılıyor. Bu durum, ifade özgürlüğünü ve dini özgürlükleri tehdit eden bir medeniyet sorununa dönüşmüş durumda.
Arka Plan: Antisemitizm ve İslamofobi Arasındaki Tehlikeli Denge
Antisemitizm, yüzyıllardır Avrupa'da ve dünyanın dört bir yanında Yahudi topluluklarına yönelik şiddet ve ayrımcılığın temelini oluşturdu. Holokost'un ardından, antisemitizmi kınamak evrensel bir norm haline geldi. Ancak son yıllarda, İsrail'in Filistin politikalarına yönelik eleştirileri antisemitizmle eşitleme çabası, bu normu bir sansür aracına dönüştürdü. Özellikle 7 Ekim 2023'ten sonra İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonları sırasında, Filistin yanlısı gösterilere katılan öğrenciler ve aktivistler antisemitizmle suçlandı. Bu suçlamalar, çoğu zaman gerçek bir antisemitik eylemle değil, İsrail politikalarına yönelik eleştirilerle ilişkilendirildi.
Öte yandan, İslamofobi Batı'da zaten yükselişteydi. 11 Eylül saldırılarından sonra Müslümanlara yönelik önyargı, göç karşıtı ve aşırı sağcı hareketlerin ana malzemesi oldu. Son dönemde bu iki olgu birleşerek yeni bir söylem yarattı: "Yahudi üstünlükçülüğü" olarak adlandırılan ve İsrail'in eylemlerini meşrulaştırmak için kullanılan bir ideoloji. Bu ideoloji, sadece Yahudi karşıtı değil, aynı zamanda Müslüman karşıtı bir ayrımcılığı da besliyor. Bu çerçevede, Filistin yanlısı hareketler "terör destekçisi" olarak damgalanırken, İsrail yanlısı politikalar "medeniyet savunusu" olarak sunuluyor.
Bu söylemin en tehlikeli yanı, önyargıyı bir dinden diğerine kaydırması. Antisemitizmle mücadele adına Müslümanlara yönelik nefreti körüklemek, sadece yeni bir ayrımcılık biçimi yaratıyor. Bu, ırkçılığa karşı mücadelede başka bir ırkçılığı meşrulaştırmaya benziyor. Üstelik bu tutum, gerçek antisemitizmle mücadeleyi de zayıflatıyor; çünkü her eleştiriyi antisemitizm olarak etiketlemek, gerçek antisemitik saldırıların üzerini örtüyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Bu söylem sadece Batı'yı değil, Orta Doğu'yu da etkiliyor. İsrail'in Gazze'deki operasyonları, bölgede anti-İsrail ve anti-Yahudi duyguları körüklerken, Batı'daki İslamofobik söylem Müslüman dünyasında Batı karşıtlığını artırıyor. Bu karşılıklı nefret sarmalı, barış sürecini baltalıyor. Ayrıca, bu tür bir ayrımcılık, uluslararası hukuku ve insan haklarını da tehdit ediyor. Örneğin, bazı ülkelerde Filistin yanlısı gösteriler yasaklanırken, İsrail yanlısı etkinliklere izin veriliyor. Bu çifte standart, adalet duygusunu zedeliyor.
Orta Doğu'da ise, bu söylem mezhep çatışmalarını derinleştiriyor. İran, Türkiye, Suudi Arabistan gibi ülkeler, İsrail karşıtı söylemleri kendi iç politikalarında kullanırken, aynı zamanda kendi azınlıklarına yönelik baskıları meşrulaştırabiliyor. Bu da bölgesel istikrarsızlığı artırıyor. Ayrıca, ABD'deki bazı eyaletlerde, Filistin yanlısı öğrencilere yönelik soruşturmalar açılırken, İslamofobik saldırılar cezasız kalıyor. Bu durum, ifade özgürlüğü ve akademik özgürlük açısından ciddi bir gerileme olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası kuruluşlar, bu tür ayrımcılığa karşı daha etkili önlemler almalı. Ancak mevcut tablo, BM ve diğer kuruluşların bu konuda yetersiz kaldığını gösteriyor. Özellikle BM İnsan Hakları Konseyi'nde, İsrail'e yönelik eleştiriler sürekli gündeme gelirken, Müslümanlara yönelik ayrımcılık yeterince ele alınmıyor. Bu dengesizlik, küresel adalet algısını zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Müslüman bir ülke hem de Yahudi toplumuna ev sahipliği yapan bir devlet olarak bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Türk dış politikası, Filistin davasını desteklerken antisemitizmle mücadeleyi de savunuyor. Ancak Batı'daki İslamofobik söylem, Türkiye'nin AB ve ABD ile ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Türkiye, bu tür ayrımcılığa karşı uluslararası platformlarda daha aktif bir rol almalı. Ayrıca, iç politikada da benzer bir denge gözetilmeli; Yahudi ve Müslüman topluluklar arasında diyalog güçlendirilmeli. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiasını ve insan hakları savunuculuğunu test ediyor.