Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ABD Başkanı Donald Trump tarafından Beyaz Saray'da askeri tören ve üst düzey resepsiyonla karşılandı. Ancak bu görkemli karşılama, Çin'in ticaret, teknoloji ve Tayvan konularındaki beklentilerini karşılamadı. Ankara'daki uzmanlara göre, bu zirve Türkiye'nin ABD-Çin rekabetindeki konumunu yeniden değerlendirmesi için bir fırsat yaratıyor.
Görüşmelerin Arka Planı
Xi Jinping'in Washington ziyareti, iki ülke arasındaki ticaret savaşının gölgesinde gerçekleşti. ABD, Çin'e yönelik milyarlarca dolarlık ek gümrük tarifelerini yürürlüğe koymuş, Çin de misilleme olarak Amerikan tarım ürünlerine ve teknoloji şirketlerine yönelik yaptırımlar uygulamıştı. Zirvede taraflar, mevcut tarifelerin bir kısmını askıya alma konusunda anlaşsa da, kapsamlı bir ticaret anlaşması sağlanamadı. Çin, özellikle yarı iletken ve yapay zeka gibi ileri teknoloji alanlarında ABD'nin uyguladığı ihracat kontrollerinin hafifletilmesini talep etti; ancak Washington, ulusal güvenlik gerekçesiyle bu kısıtlamaların büyük bölümünü korudu.
Tayvan konusunda ise Xi, ABD'nin ada yönetimine verdiği desteğin azaltılmasını istedi. Buna karşılık Trump yönetimi, Tayvan'a silah satışlarının süreceğini ve bölgede serbest navigasyon devriyelerinin devam edeceğini açıkladı. Çin Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerin "yapıcı" geçtiğini ancak "temel çıkarlara yönelik tehditlerin" sürdüğünü belirtti. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada ise "adil ve karşılıklı ticaret" vurgusu öne çıktı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin ilişkilerindeki bu dalgalanma, küresel ekonomiyi ve güvenlik dengelerini doğrudan etkiliyor. Çin, kuşak ve yol girişimiyle Asya, Avrupa ve Afrika'da altyapı yatırımlarını artırırken, ABD de Hint-Pasifik stratejisi kapsamında müttefikleriyle işbirliğini derinleştiriyor. Tayvan Boğazı'ndaki gerilim, Doğu Asya'da bir çatışma riski olarak görülüyor. Ticaret savaşının uzaması, küresel tedarik zincirlerinde kırılmalara ve enerji fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir. Avrupa Birliği, iki dev arasında denge politikası izlemeye çalışsa da, teknoloji ve savunma alanında ABD'ye yakın duruyor. Rusya ise Çin ile stratejik ortaklığını güçlendirerek Batı'ya karşı bir denge kurmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabeti, Türkiye'nin dış politikası ve ekonomisi için hem risk hem fırsat barındırıyor. Türkiye, Çin'in Kuşak ve Yol projesinde kritik bir Orta Koridor güzergahında yer alıyor; bu durum, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerini derinleştirebilir. Ancak ABD ile Çin arasındaki teknoloji savaşında Türkiye'nin denge gözetmesi gerekiyor. Ankara, S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle zaten ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya; Çin ile yakınlaşma, Batı ile ilişkileri daha da geriltebilir. Öte yandan Tayvan krizi, Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı ve çip tedariki açısından olumsuz etkilenebilir. Türkiye'nin, hem ABD hem Çin ile diyaloğu sürdürerek ekonomik çıkarlarını koruması ve bölgesel istikrarı öncelemesi kritik önem taşıyor.