ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasındaki son zirve, görkemli bir sahneleme ve dostane mesajlara sahne olmasına karşın, somut anlaşma veya bağlayıcı taahhüt içermemesi nedeniyle uluslararası kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Çin uzmanları dahi, zirvenin bu denli içeriksiz kalmasına hayret etti. Diplomatik kaynaklar, toplantının iki ülke arasındaki ticaret savaşı, teknoloji rekabeti ve bölgesel güvenlik konularında ilerleme sağlamadığını belirtiyor.
Zirvenin arka planı: Gösteriş ve boşluk
Trump'ın başkanlığı döneminde sıkça başvurduğu 'liderler arası kişisel ilişki' yöntemi, bu kez beklenen sonucu vermedi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, görüşmenin 'yapıcı' geçtiği ifade edilse de, herhangi bir ortak bildiri yayınlanmadı ve imzalanan herhangi bir anlaşma olmadı. Çin tarafı ise zirveyi, Xi'nin uluslararası platformdaki güçlü lider imajını pekiştirmek için bir fırsat olarak kullandı. Analistler, Xi'nin ev sahibi olarak sergilediği görkemli karşılama törenlerinin, Çin'in küresel sahnedeki iddiasını gözler önüne serdiğini söylüyor.
Zirvenin en dikkat çekici yönü, iki liderin de birbirine övgüler yağdırması ancak somut adım atmaktan kaçınmasıydı. Trump, Xi'yi 'büyük bir lider' olarak nitelendirirken, Xi de Trump'a 'işbirliğine açık' mesajlar verdi. Ancak bu söylemler, iki ülke arasındaki derin anlaşmazlıkları örtbas etmekten öteye geçemedi. Özellikle Güney Çin Denizi'ndeki askeri gerilim, Tayvan meselesi ve Huawei yasağı gibi konularda hiçbir ilerleme kaydedilmedi.
Bölgesel ve küresel boyut: Trump doktrininin iflası mı?
Trump yönetiminin dış politika anlayışı, geleneksel müttefiklik ilişkileri ve çok taraflı kurumlar yerine, liderler arası şahsi diplomasiye dayanıyor. Bu yaklaşım, Kuzey Kore ile yapılan zirvelerde de benzer şekilde sonuçsuz kalmıştı. Uzmanlar, Trump'ın 'zirve diplomasisi' modelinin, karşı tarafı taviz vermeye zorlamak için yeterli baskı unsuru oluşturamadığını belirtiyor. Çin gibi büyük güçler, görkemli törenler ve dostane söylemlere rağmen, kendi ulusal çıkarlarından taviz vermiyor.
Bu durum, ABD'nin Asya-Pasifik stratejisinde bir boşluk yaratabilir. Çin, bölgesel etkisini artırmak için Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerle ekonomik bağlarını güçlendirirken, ABD'nin somut adım eksikliği müttefikler nezdinde güven kaybına yol açabilir. Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkeler, ABD'nin Çin karşısındaki tutumunun netliğini sorgulamaya başladı. Ayrıca, zirveden çıkan sonuçsuzluk, küresel ticaret ve iklim değişikliği gibi alanlarda işbirliği beklentilerini de zayıflatıyor.
Çin basını ise zirveyi 'büyük bir başarı' olarak sunarak, Xi'nin uluslararası liderlik imajını pekiştirmeye çalıştı. Ancak Batılı gözlemciler, zirvenin aslında Trump için bir prestij kaybı olduğunu, Xi'nin ise statükoyu koruyarak zaman kazandığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin zirvesinin sonuçsuz kalması, Türkiye gibi iki büyük güç arasında denge politikası izleyen ülkeler için önemli ipuçları sunuyor. Türkiye, hem ABD ile stratejik ortaklığını sürdürmek hem de Çin ile ekonomik işbirliğini derinleştirmek istiyor. Zirveden çıkan sonuçsuzluk, küresel belirsizliği artırarak Türkiye'nin manevra alanını genişletebilir. Ancak aynı zamanda, ABD'nin Asya'daki angajman eksikliği, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve savunma işbirliğini de etkileyebilir. Türkiye, önümüzdeki dönemde Çin ile ilişkilerini geliştirirken ABD'nin tepkisini de göz önünde bulundurmak zorunda kalacak.