White House Correspondents’ Association (WHCA) Başkanı Jacqui Heinrich, Çarşamba günü Beyaz Saray’ın, Başkan Donald Trump’ın bu hafta başında Oval Ofis’te kendisine hakaret etmesinin ardından gazeteci Andrew Feinberg’in basın havuzuna erişimini kısıtlama kararını kınadı. Heinrich, yaptığı yazılı açıklamada, kararın basın özgürlüğüne aykırı olduğunu belirterek, Beyaz Saray’ı geri adım atmaya çağırdı. Feinberg, The Independent gazetesinin Beyaz Saray muhabiri olarak görev yapıyor ve olay, basın ile yönetim arasındaki gerilimi yeniden alevlendirdi.
Olayın arka planı: Oval Ofis’te yaşananlar
Edinilen bilgilere göre, Başkan Trump, Pazartesi günü Oval Ofis’te düzenlenen bir etkinlik sırasında Feinberg’e sert sözlerle çıkıştı. Görgü tanıklarının aktardığına göre Trump, gazetecinin sorusuna öfkelenerek, “Sen kimsin, seni buraya kim soktu?” diye bağırdı ve Feinberg’i odadan çıkarttırdı. Olayın ardından Beyaz Saray yönetimi, Feinberg’in basın havuzuna erişimini süresiz olarak askıya aldığını duyurdu. WHCA, bu kararı “keyfi ve intikamcı” olarak nitelendirdi.
WHCA Başkanı Heinrich, açıklamasında, “Beyaz Saray’ın, Başkan’ın hoşuna gitmeyen sorular soran bir gazeteciyi cezalandırması kabul edilemez. Bu, demokratik bir toplumda basının görevini yapmasını engellemeye yönelik ciddi bir adımdır. Tüm gazetecilerin eşit koşullarda habere erişim hakkı vardır ve bu hak korunmalıdır.” ifadelerini kullandı. Heinrich ayrıca, Beyaz Saray’ın kararını gözden geçirmesi ve Feinberg’in akreditasyonunu derhal iade etmesi çağrısında bulundu.
Beyaz Saray’dan savunma: “Davranış kuralları ihlal edildi”
Beyaz Saray Sözcüsü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Feinberg’in “defalarca uyarılmasına rağmen uygun görgü kurallarını ihlal ettiğini” öne sürdü. Sözcü, “Başkan, tüm gazetecilerin soru sorma hakkını desteklemektedir ancak bu hak, saygısız ve saldırgan bir üslupla kullanılamaz. Bay Feinberg’in akreditasyonu, davranışları nedeniyle geçici olarak askıya alınmıştır.” dedi. Ancak WHCA, bu gerekçeyi inandırıcı bulmadı ve kararın arkasında siyasi bir motivasyon olduğunu savundu.
Olay, Beyaz Saray’ın basınla ilişkilerinde son dönemde yaşanan bir dizi çatışmanın son halkası oldu. Geçtiğimiz aylarda da yönetim, bazı muhalif gazetecilerin akreditasyonlarını iptal etmiş, bu kararlar da WHCA ve diğer basın kuruluşları tarafından eleştirilmişti. Uzmanlar, Trump yönetiminin basına yönelik tutumunun giderek sertleştiğini ve bunun Amerikan demokrasisi açısından endişe verici olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Basın özgürlüğü tartışması
ABD’de yaşanan bu gelişme, küresel ölçekte basın özgürlüğü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Uluslararası gazetecilik örgütleri, olayı yakından takip ederken, bazıları ABD’nin demokratik standartlarına ilişkin endişelerini dile getirdi. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, yaptığı açıklamada, “Beyaz Saray’ın bir gazeteciyi cezalandırması, basın özgürlüğüne yönelik açık bir saldırıdır. Bu tür uygulamalar, otoriter rejimlerde görülen yöntemlerdir ve ABD gibi demokrasisi güçlü bir ülkede asla kabul edilemez.” ifadelerine yer verdi.
Avrupa Birliği yetkilileri de konuya ilişkin bir açıklama yaparak, basın özgürlüğünün vazgeçilmez bir hak olduğunu ve tüm ülkelerin bu ilkeye saygı göstermesi gerektiğini vurguladı. Ancak şu ana kadar Beyaz Saray’dan geri adım sinyali gelmedi. WHCA, mücadelesini sürdüreceğini ve gerekirse hukuki yollara başvuracağını açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki bu gelişme, Türkiye’deki basın özgürlüğü tartışmalarıyla doğrudan ilişkilendirilemese de, küresel ölçekte basın özgürlüğü standartlarının erozyona uğraması, Türkiye gibi ülkelerdeki mevcut sorunların daha geniş bir bağlamda ele alınmasına yol açabilir. Türkiye’de de zaman zaman gazetecilerin akreditasyonlarının iptali veya basın kuruluşlarına yönelik kısıtlamalar gündeme gelmekte; ABD’de yaşanan benzer bir olay, uluslararası alanda çifte standart eleştirilerini beraberinde getirebilir. Ayrıca, Türk dış politikası açısından, ABD’nin iç siyasetindeki bu tür gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkilerde zaman zaman gündeme gelen insan hakları ve demokrasi konularındaki diyalogda yeni bir argüman olarak kullanılabilir. Ancak olayın doğrudan Türkiye’ye yönelik bir etkisi bulunmamaktadır.