ABD'nin önde gelen bankalarından Wells Fargo, yatırımcılarını ABD hisse senetleri konusunda temkinli olmaya çağırdı. Bu hamle, JPMorgan'ın bu hafta başında yaptığı benzer bir uyarının ardından geldi. İki büyük bankanın bu çıkışı, piyasaların tarihsel olarak en zayıf ayı olan Eylül ayına girerken ve yaklaşan ABD ara seçimlerinin yapay zeka (YZ) odaklı piyasa rallisini tehdit ettiği bir dönemde gerçekleşti. Wells Fargo'nun stratejistleri, S&P 500 endeksinin bu yılki yükselişinin ardından değerlemelerin pahalı olduğunu ve piyasada düzeltme riskinin arttığını belirtti. JPMorgan ise benzer şekilde, YZ hisselerindeki aşırı iyimserliğin ve dar piyasa katılımının kırılgan bir tablo oluşturduğunu vurgulamıştı.
Piyasaların Zayıf Ayı ve Ara Seçim Belirsizliği
Eylül ayı, S&P 500 endeksi için 1928'den bu yana ortalama %1'lik düşüşle en kötü performans gösteren ay olarak kayıtlara geçmiş durumda. Yatırımcılar, bu istatistiksel gerçeğin yanı sıra, 5 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi belirsizliğin de piyasalar üzerinde baskı oluşturabileceğini değerlendiriyor. Wells Fargo Yatırım Stratejisi Başkanı Christopher Harvey, müşterilerine gönderdiği notta, "Ara seçimler, YZ kaynaklı piyasa coşkusunun sorgulandığı bir dönemde ekstra bir belirsizlik katmanı ekliyor" ifadelerini kullandı. Harvey, özellikle büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka alanındaki yatırım harcamalarının karşılığını alamayacağı endişesinin giderek güçlendiğine dikkat çekti. Bu durum, son iki yılda piyasalardaki çoğu ralliyi sırtlayan söz konusu hisselerin önümüzdeki dönemde satış baskısıyla karşılaşabileceğine işaret ediyor.
Wells Fargo'nun bu uyarısı, yalnızca mevsimsel faktörlere değil, aynı zamanda ekonomik verilere de dayanıyor. Son açıklanan enflasyon verileri, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz indirimlerine ne kadar hızlı başlayacağı konusunda belirsizlik yaratıyor. Fed Başkanı Jerome Powell'ın Jackson Hole sempozyumundaki konuşmasında faiz indirimlerinin sinyalini vermesi bekleniyordu; ancak Powell'ın şahin tonu, yatırımcıları endişelendirdi. Para piyasası fiyatlamaları, Fed'in Eylül toplantısında faiz indirimine gitme olasılığını %70 olarak fiyatlasa da, ekonomistler enflasyonun hedefe inmeden faiz indiriminin riskli olduğunu savunuyor. Bu belirsizlik, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin son iki haftada 15 baz puan yükselmesine neden oldu ve hisse senetleri üzerinde ek baskı oluşturuyor.
Küresel Piyasalara Yansımalar ve Yatırımcı Stratejileri
ABD'deki bu temkinli hava, küresel piyasalara da dalga etkisi yapıyor. Özellikle YZ rallisinden destek bulan Asya ve Avrupa borsaları, ABD'deki satış baskısından etkilenebilir. Japonya'nın Nikkei endeksi ve Güney Kore'nin KOSPI endeksi, yapay zeka ile ilişkili yonga üreticilerinin ağırlığı nedeniyle bu uyarılardan doğrudan etkilenen borsalar arasında. Öte yandan, bazı yatırımcılar bu geri çekilmeyi ucuzlayan hisseleri almak için bir fırsat olarak görüyor. Bank of America'nın son anketine göre, fon yöneticilerinin %60'ı S&P 500'deki düşüşleri alım fırsatı olarak değerlendireceklerini belirtiyor. Ancak Wells Fargo ve JPMorgan gibi büyük bankaların uyarıları, piyasanın dibinin daha erken olmayabileceği konusunda spekülasyonlara neden oluyor.
Jeopolitik riskler de eklenince tablo daha da karmaşık hale geliyor. Çin'deki ekonomik yavaşlama, emtia fiyatlarındaki oynaklık ve Orta Doğu'daki gerilimler, küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Ancak şu an için hisse senedi piyasalarındaki ana risk, yüksek değerlemeler ve yoğunlaşmış piyasa yapısı. S&P 500 endeksinin son bir yıldaki getirisinin büyük kısmı, “Muhteşem Yedili” olarak adlandırılan birkaç büyük teknoloji şirketinin hisselerinden geldi. Bu şirketlerin kârlılıklarında herhangi bir hayal kırıklığı yaşanması durumunda, endeksin tamamının olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, Türkiye ekonomisi için dolaylı riskler taşıyor. ABD'deki hisse senedi piyasalarındaki bir düzeltme, küresel risk iştahını azaltarak gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışlarını yavaşlatabilir. Bu durum, Türkiye gibi cari açık veren ve dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomileri olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, ABD'de faizlerin yüksek kalması, Türk lirası üzerindeki baskıyı artırabilir ve TCMB'nin rezerv biriktirme çabalarını zorlaştırabilir. Ancak Türkiye'nin son dönemde uyguladığı sıkı para politikası ve rezerv artışı sayesinde bu tür dış şoklara karşı dayanıklılığının arttığını belirtmek gerekiyor. Yine de, küresel piyasalardaki bu tür dalgalanmalar, Türkiye'nin ihracat talebini ve turizm gelirlerini de etkileyerek ekonomik büyüme hedefleri üzerinde aşağı yönlü risk oluşturabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin yurt içi ekonomik dengelere odaklanması ve dış finansman ihtiyacını çeşitlendirmesi büyük önem taşıyor.