Lübnan, İsrail ve ABD arasında Washington’da imzalanan tarihi çerçeve anlaşması, Ortadoğu'da uzun süredir devam eden gerginliklerin ardından diplomasi adımı olarak değerlendiriliyor. Anlaşma, Başkan Joe Biden'ın ev sahipliğinde gerçekleşen törende imzalandı. Resmi adıyla 'Washington Çerçeve Anlaşması', sınır anlaşmazlıkları, deniz yetki alanları ve güvenlik konularında bir yol haritası sunuyor. İmza törenine Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun, İsrail Başbakanı Naftali Bennett ve ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken katıldı. Anlaşma, üç ülke arasında ilk kez kapsamlı bir diplomatik çerçeve oluşturuyor.
Gelişmenin Arka Planı: On Yıllık Müzakerelerin Ardından
Washington Çerçeve Anlaşması, 2010'lu yılların başından bu yana süren dolaylı müzakerelerin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Özellikle Doğu Akdeniz'deki doğal gaz yataklarının keşfi, taraflar arasında deniz yetki alanları konusunu ön plana çıkardı. Lübnan'ın ekonomik krizle boğuştuğu bu dönemde, deniz gazı kaynakları potansiyel bir çıkış yolu olarak görülüyor. İsrail ise bölgede enerji ihracatçısı konumunu sağlamlaştırmak istiyor. ABD ise bu anlaşmayla hem müttefiki İsrail'in güvenliğini garanti altına almayı hem de Lübnan'ı Hizbullah etkisinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Anlaşma, üç aşamalı bir süreç öngörüyor. İlk aşamada deniz sınırı çizilecek, ikinci aşamada kara sınırı düzenlenecek, son aşamada ise güvenlik işbirliği mekanizmaları kurulacak.
İmza töreninde konuşan ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Bu anlaşma, Ortadoğu'da istikrar ve refah yönünde atılmış cesur bir adımdır. Üç ülke de barış ve işbirliğinden kazançlı çıkacaktır” ifadelerini kullandı. Lübnan Cumhurbaşkanı Aoun ise “Lübnan'ın egemenlik haklarını teslim etmeden varılan bu mutabakat, ülkemiz için yeni bir sayfa açıyor” dedi. İsrail Başbakanı Bennett, anlaşmanın İsrail'in kuzey sınırındaki güvenlik tehditlerini azaltacağını vurguladı. Uzmanlar, anlaşmanın sahada uygulanmasının zor olabileceğini, çünkü Hizbullah'ın bu sürecin dışında kaldığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Doğu Akdeniz'de Yeni Denge
Bu anlaşma, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiğini de doğrudan etkileyecek. Türkiye'nin de dahil olduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu ve Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile İsrail arasındaki enerji eksenine Lübnan'ın da katılması söz konusu olabilir. Özellikle Lübnan'ın, İsrail ile deniz sınırını belirlemesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji arama faaliyetlerini ve deniz yetki alanı politikalarını etkileyebilir. Anlaşma aynı zamanda ABD'nin bölgedeki nüfuzunu pekiştirirken, Rusya’nın Suriye’deki varlığı ve İran’ın Hizbullah üzerinden Lübnan’daki etkisi göz önüne alındığında, Washington’un bu üçlü çerçeveyi kullanarak bölgesel bir koalisyon oluşturmaya çalıştığı yorumları yapılıyor. Avrupa Birliği de anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) rolü yeniden değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı ve enerji politikaları nedeniyle bu anlaşmayı yakından izliyor. Ankara, Lübnan ile İsrail arasında yapılan bu tür bir çerçeve anlaşmasının, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı tartışmalarında emsal oluşturabileceğini düşünüyor. Türkiye, Libya ile yaptığı deniz yetki alanı anlaşmasına benzer şekilde, kendi egemenlik haklarını garanti altına almayı hedefliyor. Anlaşma kapsamında Lübnan'ın İsrail'le varacağı mutabakat, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji arama faaliyetlerini ve Mavi Vatan doktrinini doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, Hizbullah'ın anlaşma dışında kalması, Lübnan içi dengeleri değiştirirse Türkiye, bu ülkedeki siyasi aktörlerle olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilir.