ABD'nin İran'a yönelik politikası, Başkan Donald Trump'ın seçeneklerinin tükenmesiyle kritik bir çıkmaza girdi. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi ve önde gelen siyaset bilimci Stephen Walt, Trump'ın seçim vaatlerinin aksine, İran konusunda izlediği politikaların ABD'yi daha güçlü yapmak yerine daha zayıf bir konuma düşürdüğünü belirtiyor. Walt, Trump'ın İran'a yönelik "azami baskı" politikasının, Tahran yönetimini müzakere masasına çekmek yerine, bölgedeki gerilimi artırdığını ve ABD'nin uluslararası itibarını zedelediğini savunuyor.
Trump'ın İran Politikasının Arka Planı
Donald Trump, 2016 başkanlık seçim kampanyasında, ülkesini "dünyanın süper gücü" olarak yeniden konumlandıracağını vaat etmişti. Ancak göreve başladıktan sonra izlediği politikalar, özellikle İran dosyasında, bu vaatlerle çelişti. 2018'de ABD'yi İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çeken Trump, Tahran'a karşı ekonomik yaptırımları yeniden devreye soktu ve "azami baskı" politikasını başlattı. Bu politikanın amacı, İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye zorlamaktı. Ancak Walt'a göre, bu yaklaşım, İran'ı daha da katılaştırdı ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla gerilimi tırmandırdı. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve bölgedeki ABD çıkarlarına yönelik saldırıları, Trump yönetiminin elindeki seçenekleri daralttı.
Walt, Trump'ın İran politikasının temel bir çelişki üzerine kurulu olduğunu vurguluyor: Bir yandan ABD'nin askeri gücünü kullanacağı tehdidinde bulunmak, diğer yandan bu gücü kullanmaktan kaçınmak. Walt'a göre, Trump yönetimi, İran'a karşı askeri bir müdahalenin sonuçlarından çekinerek, sert söylemlerle yetinmek zorunda kaldı. Bu da, Tahran yönetiminin ABD'nin caydırıcılığını sorgulamasına yol açtı. Aynı zamanda, Avrupalı müttefiklerin İran anlaşmasına bağlı kalması ve Rusya ile Çin'in bölgede artan etkisi, ABD'nin yalnızlaştığı bir tablo ortaya çıkardı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran politikasındaki bu çıkmaz, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. Walt, Trump'ın İran'a yönelik politikalarının, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel müttefiklerin çıkarlarını pekiştirirken, bu ülkelerin kendi çatışmalarını da derinleştirdiğini ifade ediyor. İran'ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumun endişeleri devam ederken, Trump yönetiminin bu dosyada izlediği yol, ABD'nin güvenilirliğini sorgulatıyor. Ayrıca, küresel ölçekte, ABD'nin tek taraflı kararları, uluslararası normları zayıflatıyor ve Çin ile Rusya'nın etkisini artırıyor. Walt, bu durumun, ABD'nin liderlik rolünü erozyona uğrattığını ve dünya düzeninin yeniden şekillenmesine katkıda bulunduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye'nin de yakından izlediği bir dosya. Türkiye, İran ile tarihsel ve ekonomik bağlara sahip olmakla birlikte, bölgedeki güç dengeleri açısından ABD ile de müttefiklik ilişkisi yürütüyor. İran'a yönelik yaptırımların derinleşmesi, Türkiye'nin enerji ithalatını ve bölgesel ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'daki olası bir istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenliğini tehdit edebilecek göç dalgaları veya terör faaliyetlerine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin, ABD'nin İran politikasında atacağı yeni adımları dikkatle izlemesi ve ulusal çıkarlarını koruyacak bir denge politikası izlemesi önem taşıyor.