Wall Street'te bankalar ile bağımsız ticaret firmaları arasındaki rekabet son yıllarda hızla artıyor. Geleneksel yatırım bankaları, 2008 finansal krizi sonrası getirilen düzenlemelerle proprietary trading (kendi hesabına alım satım) faaliyetlerini azaltmak zorunda kaldı. Bu boşlukta Citadel Securities, Jane Street, Virtu Financial gibi piyasa yapıcı firmalar büyüyerek piyasa yapısını değiştirdi. Bankalar şimdi bu firmalarla hem müşteri hem rakip olarak karşı karşıya. Rekabet, likidite sağlama, fiyat keşfi ve işlem maliyetleri üzerinde doğrudan etkili.
Rekabetin Arka Planı
2008 krizi sonrası Dodd-Frank Yasası ve Volcker Kuralı, bankaların kendi hesaplarına spekülatif işlem yapmasını sınırladı. Bu düzenlemeler, bankaların ticaret gelirlerini azalttı ve bağımsız piyasa yapıcıların yükselişini tetikledi. Citadel Securities, günlük hisse senedi işlem hacminin önemli bir bölümünü elinde tutuyor; Jane Street ise tahvil ve ETF piyasalarında etkili. Bankalar, bu firmalara müşteri akışı sağlarken aynı zamanda onlarla rekabet ediyor. Özellikle elektronik işlem platformlarında yaşanan teknoloji yarışı, rekabeti kızıştırıyor.
Pandemi sonrası dönemde artan volatilite, piyasa yapıcıların kârlılığını artırdı. Düşük faiz ortamında bankaların kâr marjları daralırken, yüksek frekanslı ticaret yapan firmalar avantaj sağladı. Ancak son dönemde faiz oranlarının yükselmesi, bankaların tekrar güçlenmesine yol açabilir. Öte yandan, bu firmaların piyasa yoğunlaşması yaratması ve sistemik risk oluşturması düzenleyicilerin dikkatini çekiyor. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), piyasa yapıcıların faaliyetlerini daha yakından izlemeye başladı.
Avrupa'da da benzer bir eğilim gözleniyor; ancak Avrupa bankaları, ABD'li rakiplerine kıyasla daha muhafazakâr. Asya'da ise yerel piyasa yapıcılar hızla büyüyor. Küresel çapta, ticaretin elektronikleşmesi ve algoritmik işlemlerin yaygınlaşması, geleneksel bankacılık modelini zorluyor. Bankalar, teknolojiye yatırım yaparak ve genç yetenekleri çekerek rekabet etmeye çalışıyor. Ancak piyasa yapıcı firmalar, daha çevik yapıları ve yüksek ücretli uzmanlarıyla öne çıkıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu rekabet, sadece ABD ile sınırlı değil. Londra, Hong Kong ve Singapur gibi finans merkezlerinde de benzer dinamikler yaşanıyor. Bankalar, piyasa yapıcı firmalarla ortaklık kurarak veya onları satın alarak rekabete ayak uydurmaya çalışıyor. Örneğin, bazı bankalar kendi elektronik işlem platformlarını güçlendiriyor. Öte yandan, düzenleyiciler, piyasa yapıcıların likidite sağlama rolünü takdir etmekle birlikte, olası bir kriz anında bu firmaların likiditeyi çekebileceğinden endişe ediyor. 2020 Mart'ında yaşanan likidite krizi, bu endişeleri artırdı.
Gelişmekte olan piyasalar için bu rekabet, hem fırsat hem tehdit içeriyor. Yabancı piyasa yapıcıların girmesi, yerel piyasaların derinliğini artırabilir; ancak yerel bankaların rekabet gücünü zayıflatabilir. Türkiye gibi ülkelerde, sermaye hareketlerinin volatil olduğu dönemlerde, bu firmaların ani çıkışları piyasaları sarsabilir. Bu nedenle, yerel düzenleyicilerin bu firmaları izlemesi ve gerekli önlemleri alması önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Wall Street'teki bu rekabet, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Küresel piyasa yapıcıların etkinliği artıkça, Türkiye'ye yönelen yabancı sermaye akımları daha hızlı ve oynak hale gelebilir. Bu durum, TL varlıklarında volatiliteyi artırabilir ve Merkez Bankası'nın para politikası yönetimini zorlaştırabilir. Öte yandan, Borsa İstanbul'un elektronik altyapısını güçlendirmesi ve yerel piyasa yapıcılığını teşvik etmesi, bu rekabette Türkiye'nin lehine olabilir. Ayrıca, Türk bankalarının uluslararası piyasalarda rekabet edebilmesi için teknolojik yatırımlara ve yetenekli işgücüne ihtiyacı var. Düzenleyici kurumların, sistemik riskleri önlemek için küresel gelişmeleri yakından takip etmesi gerekiyor.