Wall Street bankaları, daha önce ellerinde kalan yüksek riskli kaldıraçlı kredi paketlerini, yatırımcı talebindeki belirgin artışla birlikte yeniden piyasaya sürmeye hazırlanıyor. 2022'nin faiz artırım döngüsünde nakde dönüştürülemeyen bu krediler, şimdi fon yöneticileri ve hedge fonlar tarafından yoğun ilgi görüyor. Bankalar, bilançolarında taşıdıkları bu riskli varlıkları, genellikle yüzde 10'un üzerindeki faiz oranlarıyla yeni yatırımcılara devretmek için harekete geçti. Bu gelişme, küresel ekonomideki risk iştahının yeniden canlandığını ve finansal piyasalarda bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Kaldıraçlı Krediler: Geri Dönen Risk
Kaldıraçlı krediler, genellikle zaten yüksek borç yükü olan şirketlere verilen ve temerrüt riski yüksek kredilerdir. 2021'in son çeyreğinden itibaren Fed'in agresif faiz artırımları, bu kredilere olan talebi neredeyse sıfırlamıştı. Bankalar, taahhüt ettikleri ancak sendike edemedikleri (bir grup yatırımcıya satamadıkları) bu kredileri bilançolarında tutmak zorunda kalmıştı. Ancak 2023'ün ikinci yarısında enflasyonun yavaşlaması ve faiz artırımlarının durması beklentisi, yatırımcıları yeniden yüksek getirili varlıklara yöneltti. S&P Global Market Intelligence verilerine göre, 2023'ün üçüncü çeyreğinde kaldıraçlı kredi ihracı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 45 arttı. Bankalar, özellikle teknoloji ve sağlık sektöründeki şirketlere ait kredileri piyasaya sürüyor.
Küresel Ekonomi İçin Ne Anlama Geliyor?
Bu durum, küresel ekonomideki 'risk alma' iştahının döngüsel olarak geri döndüğünü gösteriyor. Öte yandan, bazı ekonomistler bu kredilerin yeniden satılmasının, 2008 krizine benzer bir 'zombi şirket' sorununa yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Yüksek faiz ortamında ayakta kalmayı başaran, ancak esaslı bir iyileşme göstermeyen şirketlerin borçlarının yeniden yapılandırılması yerine, riskin geniş bir yatırımcı tabanına dağıtılması, sistemik bir risk oluşturabilir. Ancak bankalar için kısa vadede karlılık anlamına gelen bu hamle, piyasalardaki likiditeyi artırarak ekonomik büyümeyi de destekleyebilir. Özellikle Avrupa ve Asya'daki fon akışları, ABD kaynaklı bu gelişmelerden doğrudan etkilenecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye ekonomisi açısından dolaylı ancak önemli bir sinyal niteliği taşıyor. Küresel risk iştahındaki artış, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışlarını da canlandırabilir. Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ülkeler için bu, kısa vadede olumlu olabilir. Ancak riskli varlıklara olan talep, aynı zamanda küresel faizlerin düşeceği beklentisine dayanıyor. Eğer bu beklenti gerçekleşmezse, yeniden bir sıkışma yaşanabilir. Türkiye'nin kendi kredi notu ve risk primi, bu küresel eğilimlerden etkilenmeye devam edecek. Ayrıca, Wall Street'te yeniden canlanan kaldıraçlı kredi piyasası, uluslararası bankaların Türkiye'ye yönelik kredi iştahı üzerinde de belirleyici olabilir.