ABD'de açıklanan tarım dışı istihdam verisinin beklentilerin çok üzerinde gelmesiyle küresel tahvil piyasalarında satış dalgası derinleşti. Buna karşın Wall Street, artan faiz baskısına rağmen riskli varlıklardan çıkış göstermedi. 10 yıllık ABD tahvil faizi yüzde 4,5'in üzerine çıkarak para politikasında sıkılaşma beklentilerini güçlendirdi. Ancak hisse senedi endeksleri, teknoloji ve bankacılık hisseleri öncülüğünde dirençli bir seyir izledi. Piyasa uzmanları, bu ayrışmanın likidite bolluğu ve kurumsal kârlılığın gücünden kaynaklandığını belirtiyor.
Arka Plan: İstihdam Verisi ve Tahvil Piyasasındaki Çalkantı
ABD Çalışma Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre, tarım dışı istihdam geçtiğimiz ay 300 binin üzerinde artış gösterdi; işsizlik oranı ise yüzde 3,8'de sabit kaldı. Ortalama saatlik kazançlardaki yükseliş de enflasyon baskısının sürdüğüne işaret etti. Bu tablo, Federal Reserve'ün (Fed) faiz indirimlerini erteleyebileceği, hatta ek sıkılaştırmaya gidebileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi. Verinin ardından 2 yıllık tahvil faizi yüzde 5'e yaklaşırken, 10 yıllık faiz 20 baz puanı aşan artışla yüzde 4,55'e yükseldi. Tahvil fiyatlarındaki düşüş, getiri eğrisinin uzun vadeli kısmında daha belirginleşti.
Küresel tahvil satışı sadece ABD ile sınırlı kalmadı; Almanya, İngiltere ve Japonya tahvillerinde de satıcılı bir seyir görüldü. Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz patikalarına ilişkin belirsizlik, bu satışı derinleştirdi. Ancak piyasa oyuncuları, merkez bankalarının agresif bir şekilde faiz artırmayacağı, daha çok 'daha uzun süre yüksek faiz' yaklaşımını benimseyeceği görüşünde. Bu da risk iştahını tamamen öldürmüyor.
Wall Street'te S&P 500 endeksi günü yatay kapatsa da, Nasdaq teknoloji hisselerindeki alımlar dikkat çekti. Bankalar, artan net faiz marjı beklentisiyle prim yaptı. Yatırımcıların, faiz artışını bir 'fırsat' olarak gördüğü, özellikle nakit akışı güçlü şirketlere yöneldiği gözlemlendi. Kurumsal tahvil ihraçları da talep gördü; bu, piyasada derin bir likidite olduğunu gösteriyor.
Küresel Boyut: Gelişmekte Olan Piyasalar ve Türkiye
Gelişmekte olan piyasalar (GOP) için tablo daha karışık. ABD faizlerindeki yükseliş, genellikle GOP para birimleri ve tahvilleri üzerinde baskı yaratır. Ancak bu sefer, bazı GOP'ların cari açıklarının azalması ve rezervlerinin güçlenmesi, satış baskısını sınırlı tutuyor. Yine de Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ülkeler için risk primi (CDS) ve tahvil faizlerinde yukarı yönlü baskı kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), son dönemde politika faizini yüzde 50'ye çıkararak sıkı duruşunu koruyor. ABD'deki faiz yükselişi, TL üzerindeki değer kaybı baskısını artırabilir ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. Öte yandan, küresel risk iştahının tamamen kapanmaması, Türkiye'ye sermaye girişi için sınırlı da olsa bir alan bırakıyor. Piyasalar, TCMB'nin faiz indirim döngüsüne ne zaman başlayacağını ve bunun ABD faizleriyle uyumunu yakından izliyor.
Gelişmiş ülke merkez bankalarının 'daha uzun süre yüksek faiz' mesajı, küresel sermaye akımlarını yeniden şekillendiriyor. Bu ortamda, yükselen piyasalara olan ilgi seçici hale geliyor; yatırımcılar makroekonomik istikrarı ve reform taahhütlerini ödüllendiriyor. Türkiye'nin son dönemde attığı adımlar, bu seçicilikten olumlu etkilenebilir, ancak jeopolitik riskler ve enflasyon görünümü hala kırılganlık yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki güçlü istihdam ve tahvil faizlerindeki yükseliş, Türkiye'nin ekonomik dengeleri açısından kritik önemde. Fed'in faiz indirimlerini ertelemesi, küresel risk iştahını sınırlayarak TL üzerindeki baskıyı artırabilir ve dış borç çevrim maliyetlerini yükseltebilir. Ancak piyasalarda panik havasının olmaması, Türkiye'nin sıkı para politikası ve rezerv birikimiyle bir miktar direnç kazanmasını sağlayabilir. TCMB'nin faiz indirimlerini geciktirmesi ve maliye politikasını sıkı tutması, bu küresel rüzgara karşı koymak için elzem görünüyor. Jeopolitik riskler ise cabası.