Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Kanada'yı Birliğe "ortak üye" olarak dahil etme yönündeki açıklaması, Avrupa başkentlerinde beklenmedik bir etki yarattı. Diplomatik kaynaklar, önerinin mevcut müzakere çerçevesinin çok ötesine geçtiğini ve Ottawa ile Brüksel arasındaki ilişkilerin derinleştirilmesinin çelik, otomobil ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) gibi hassas alanlarda yeni tartışmalar başlatacağını ifade ediyor.
Gelişmenin arka planı
Von der Leyen'in açıklaması, Avrupa Birliği'nin genişleme politikası ve dış ilişkilerinde yeni bir dönemin işareti olarak yorumlanıyor. Ancak AB üyesi ülkelerin hükümetleri, böyle bir adımın hukuki ve siyasi sonuçları konusunda hazırlıksız yakalandı. AB'nin kurucu anlaşmalarında "ortak üyelik" gibi bir statü bulunmuyor; bu kavram daha çok Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) veya İsviçre modeli gibi özel ilişkiler için kullanılıyor. Kanada'nın AB'ye coğrafi olarak uzak olması da bu öneriyi alışılmadık kılıyor.
Kanada ile AB arasında 2017'de imzalanan Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA) halihazırda yürürlükte. Anlaşma, tarifelerin büyük bölümünü kaldırmış olsa da özellikle tarım ürünleri ve GDO düzenlemeleri konusunda bazı üye ülkelerde itirazlar sürüyor. Von der Leyen'in önerisi, CETA'nın ötesinde siyasi ve kurumsal bir entegrasyonu gündeme getiriyor.
Diplomatlar, böyle bir adımın öncelikle AB'nin karar alma mekanizmalarını etkileyeceğini belirtiyor. Kanada'nın ortak üye olması durumunda, AB zirvelerine katılım, oy hakkı veya politika yapım süreçlerine dahil olup olmayacağı belirsiz. Ayrıca, AB'nin ortak ticaret politikası ve rekabet kuralları çerçevesinde Kanada'nın nasıl konumlandırılacağı da soru işareti.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, AB'nin genişleme ve komşuluk politikalarında yaşanan dönüşümün bir parçası. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası AB, doğu komşularıyla ilişkilerini derinleştirme arayışında. Ancak Kanada gibi uzak bir ülkeyi ortak üye yapma fikri, AB'nin küresel aktör olma iddiasını güçlendirebilir. Öte yandan, AB içinde özellikle Fransa ve Almanya gibi büyük ülkeler, genişleme yerine iç reformlara öncelik verilmesi gerektiğini savunuyor.
Kanada açısından ise böyle bir statü, ABD ve Meksika ile olan ilişkilerinde denge unsuru olabilir. Kuzey Amerika'da artan korumacılık eğilimleri karşısında Kanada, Avrupa ile bağlarını güçlendirmek isteyebilir. Fakat Ottawa yönetimi henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Uzmanlar, von der Leyen'in açıklamasının iç siyasi hesaplamalardan kaynaklanabileceğini de belirtiyor. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde, Komisyon Başkanı'nın vizyoner bir lider imajı çizme çabası olarak yorumlanıyor. Ancak bu tür bir önerinin hayata geçmesi için 27 üye ülkenin onayı gerekiyor; bu da zorlu bir müzakere sürecine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik sürecinde bekleme odasında. Von der Leyen'in Kanada'ya yönelik "ortak üyelik" önerisi, AB'nin genişleme politikasındaki çifte standardı bir kez daha gündeme getirebilir. Türkiye, stratejik konumu ve ekonomik potansiyeline rağmen üyelik müzakerelerinde ilerleme kaydedemezken, Kanada gibi uzak bir ülkeye özel statü teklif edilmesi, Ankara'da rahatsızlık yaratabilir. Ayrıca, AB'nin dış ilişkilerinde yeni arayışlar, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Türk dış politikası açısından, AB'nin genişleme perspektifinin zayıflaması, alternatif ittifak arayışlarını hızlandırabilir.