Venezuela'nın meşruiyeti tartışmalı geçici hükümeti, uluslararası alanda izolasyonu kırmak ve ekonomik destek sağlamak amacıyla İsrail ile diplomatik ilişkileri canlandırma girişiminde bulunuyor. Uzun yıllar Hugo Chávez ve Nicolás Maduro dönemlerinde Filistin davasına verdiği güçlü destekle tanınan Venezuela, şimdi geçici lider Juan Guaidó yönetiminde İsrail'e yönelik bir yakınlaşma sinyali veriyor. Ancak bu adım, ideolojik bir dönüşümden ziyade, mevcut siyasi ve ekonomik krizden çıkış arayışının pragmatik bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Venezuela, Chávez döneminden bu yana İsrail'i sert bir dille eleştiren bir dış politika izliyordu. 2006 Lübnan Savaşı'nın ardından Chávez, İsrail ile diplomatik ilişkileri askıya almış ve ülkeyi "soykırım" yapmakla suçlamıştı. Maduro yönetimi de bu çizgiyi sürdürerek Filistin yönetimiyle yakın ilişkiler kurmuştu. Ancak 2019'da Guaidó'nun kendini geçici devlet başkanı ilan etmesiyle birlikte, Venezuela'da fiilen iki yönetimli bir yapı ortaya çıktı.
Geçici hükümet, Maduro'nun meşruiyetini tanımayan ABD, Avrupa Birliği ve birçok Latin Amerika ülkesi tarafından destekleniyor. Ancak bu destek, Guaidó'nun ülke içindeki otoritesini pekiştirmeye yetmedi. İsrail ile ilişkileri geliştirme çabası, uluslararası meşruiyetini güçlendirme ve ekonomik yardım sağlama amacı taşıyor. İsrail ise bölgedeki nüfuzunu artırmak ve ABD'nin desteğini alan Guaidó ile işbirliğini derinleştirmek istiyor.
Ancak bu yakınlaşma, Venezuela'nın geleneksel müttefikleri olan İran, Suriye ve Hizbullah ile ilişkilerini tehlikeye atabilir. Iran, Maduro yönetiminin en önemli destekçilerinden biri ve iki ülke arasında petrol karşılığı altın ve askeri yardım anlaşmaları bulunuyor. Guaidó'nun İsrail'e yanaşması, bu dengeleri sarsabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Latin Amerika'da son yıllarda İsrail ile ilişkilerde bir değişim gözleniyor. Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro ve Paraguay gibi ülkeler, Kudüs'te büyükelçilik açarak İsrail'e yakınlaştı. Bu durum, bölgedeki sağ eğilimli hükümetlerin İsrail ile daha sıkı işbirliği kurma eğilimini yansıtıyor. Guaidó da bu trendi takip ederek, ideolojik olarak Biden yönetiminden ziyade Cumhuriyetçi çevrelere yakın duruyor.
İsrail açısından ise Venezuela, Latin Amerika'da kazanılması gereken bir diplomatik zafer. Arap dünyasıyla normalleşme sürecinin yavaşladığı bir dönemde, İsrail kendisine düşman bir ülkeyi kendi safına çekmenin stratejik faydasını görüyor. Ayrıca, Venezuela'nın devasa petrol rezervleri, İsrail için enerji arzı çeşitlendirmesi açısından cazip olabilir.
Ancak bu gelişme, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile İsrail arasındaki normalleşme sürecine olumlu katkı sağlayabilir. Zira İsrail, kendisini Filistin davasına düşman olarak gören Venezuela'nın geçici hükümetiyle yakınlaşarak, Arap dünyasına mesaj vermiş oluyor: "Anti-İsrail söylemin maliyeti artıyor."
Türkiye Açısından Değerlendirme
Venezuela-İsrail yakınlaşması, Türkiye'nin Latin Amerika politikası açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, bölgesel dengeleri etkileyebilir. Türkiye, Venezuela krizinde Maduro yönetimine yakın durmuş ve Guaidó'yu meşru kabul etmeyerek İran ile birlikte hareket etmiştir. Guaidó'nun İsrail ile ilişkileri geliştirmesi, Ankara'nın bölgedeki pozisyonunu zorlaştırabilir. Ayrıca, İsrail'in Latin Amerika'da artan nüfuzu, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteğin karşısında yeni bir cephe açabilir. Ekonomik olarak ise, Venezuela'nın petrolünün İsrail'e yönelmesi, Türkiye'nin enerji tedarik çeşitliliğini etkilemez.