ABD Başkanı Donald Trump'ın görev süresinin sona yaklaştığı 'lame duck' dönemine girilirken, Cumhuriyetçi Başkan Yardımcısı JD Vance ile Demokrat Parti'nin önde gelen isimlerinden Kamala Harris, 2028 başkanlık seçimleri için kendilerini 'halkın sesi' olarak konumlandırma yarışına girişti. Her iki siyasetçi de kendi partileri içinden gelen önemli eleştirilere rağmen, Washington'daki elit siyasetten kopuşu simgeleyen bir imaj oluşturmaya çalışıyor.
Gelişmenin Arka Planı
JD Vance, Ohio'lu muhafazakar bir yazar olarak biliniyor ve 2022'de Senato'ya seçilmesinin ardından hızla Trump'ın sadık bir müttefiki haline geldi. Vance'in popülist söylemi, özellikle Orta Batı'nın sanayi bölgelerinde iş kaybı ve küreselleşme karşıtlığı üzerine kurulu. Ancak partinin geleneksel kanadı, Vance'in izolasyonist dış politika duruşunu ve bazı tartışmalı açıklamalarını endişeyle izliyor. Vance, son haftalarda yaptığı konuşmalarda, 'Amerikan işçisinin' Washington tarafından unutulduğunu savunarak, 2028 için zemin hazırlıyor.
Kamala Harris ise 2024 seçimlerinde Trump'a yenilmesine rağmen, Demokrat Parti içindeki etkisini koruyor. Harris, özellikle genç seçmenler ve azınlık grupları arasında popüler. Son dönemde ekonomik eşitsizlik ve sosyal adalet konularında daha agresif bir dil kullanmaya başladı. Ancak parti içindeki ilerici kanat, Harris'in geçmişteki bazı politikalarını yetersiz bulurken, merkezci kanat ise onun seçilebilirliğini sorguluyor. Harris, bu eleştirilere rağmen, 'halkın yanında' durarak ve büyük şirketlere karşı mücadele ederek imajını güçlendirmeye çalışıyor.
Her iki isim de, Trump'ın popülist mirasından yararlanmaya çalışıyor. Vance, Trump'ın politikalarını daha da ileriye taşıyacağını vaat ederken, Harris, Trump'ın 'bölücü' politikalarına karşı birleştirici bir alternatif sunmak istiyor. Bu durum, 2028 seçimlerinin, Amerikan siyasetindeki derin kutuplaşmanın bir yansıması olacağını gösteriyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu rekabetin küresel etkileri de bulunuyor. ABD'nin dış politikası, özellikle Çin ve Rusya ile ilişkiler, başkanlık yarışının gidişatından doğrudan etkilenecek. Vance'in izolasyonist eğilimleri, Washington'un müttefikleriyle ilişkilerinde belirsizlik yaratabilir. Harris ise uluslararası işbirliğine vurgu yaparak, ABD'nin geleneksel ittifak sistemini güçlendireceğini belirtiyor. Avrupa ve Asya'daki müttefikler, 2028 seçimlerini bu açıdan dikkatle izliyor.
Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, Vance'in NATO'ya yönelik eleştirel tutumundan endişe duyuyor. Öte yandan Harris'in daha ılımlı dış politika söylemi, müttefikler arasında olumlu karşılanıyor. Uzmanlar, 2028 seçimlerinin yalnızca Amerika'nın iç siyasetini değil, küresel güç dengelerini de yeniden şekillendirebileceğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin yeni başkanlık yarışını yakından takip ediyor. İki adayın da Türkiye'ye yönelik politikaları yakın tarihte şekillenecek. Vance'in daha önceki açıklamalarında, Suriye'deki ABD varlığının azaltılmasına yönelik görüşleri, Türkiye'nin güney sınırındaki hareket alanını genişletebilir. Ancak izolasyonist politikaların, savunma işbirliği ve F-35 gibi konularda belirsizlik yaratması da olası. Harris'in daha geleneksel dış politika anlayışı ise Türkiye-ABD ilişkilerinde öngörülebilirliği artırabilir. Ankara, iki adayın da seçim kampanyalarında Türkiye'ye yönelik söylemlerini dikkatle analiz ederek, ilişkilerini buna göre konumlandıracaktır. Bu rekabetin sonucu, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından kritik önemde.