Başkan Donald Trump'ın yardımcısı olarak görev yapan JD Vance, ABD ve İsrail'in İran'ın nükleer programı konusunda "çıkarlarının ayrıştığı" yönünde nadir görülen bir açıklama yaptı. Vance'in bu itirafı, anketlerin Cumhuriyetçi tabanda İsrail ile tam uyumun giderek daha fazla siyasi yük olarak görüldüğünü ortaya koyduğu bir döneme denk geldi. Trump yönetiminin İran'a yönelik "azami baskı" politikası devam ederken, Vance'in sözleri Washington ile Tel Aviv arasında Tahran'ın atom bombası geliştirme potansiyeline karşı izlenecek stratejide derin görüş ayrılıkları olduğunu gösteriyor.
Vance, katıldığı bir televizyon programında İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemenin ABD'nin önceliği olduğunu ancak bu hedefe ulaşma yöntemlerinde İsrail'den farklı düşündüklerini belirtti. "İsrail kendisini yok etmeye yemin etmiş bir rejimle yaşamak zorunda. Bizim ise farklı sorumluluklarımız ve küresel angajmanlarımız var" diyen Vance, askeri müdahale seçeneğinin masada olmadığını ima etti.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İsrail arasında İran'ın nükleer programına ilişkin stratejik farklılıklar yeni değil. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/İran Nükleer Anlaşması) sırasında dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu anlaşmaya şiddetle karşı çıkmıştı. Trump'ın 2018'de anlaşmadan çekilmesi Tel Aviv'de memnuniyet yaratmıştı. Ancak şimdi, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkarması ve yüzde 90'a (silah seviyesine) yaklaşması, iki müttefik arasında yeni bir tartışma başlattı.
ABD istihbaratı, İran'ın nükleer silah yapma kararı almadığını ancak bu kapasiteye birkaç hafta içinde ulaşabileceğini değerlendiriyor. İsrail ise daha acil bir tehdit algısıyla, İran'ın nükleer tesislerine karşı önleyici saldırı seçeneğini canlı tutuyor. Vance'in açıklaması, ABD yönetiminin bu konuda İsrail'in askeri operasyonlarına yeşil ışık yakmayacağı şeklinde yorumlandı.
Bölgesel ve küresel boyut
Anketlere göre, Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 48'i ABD'nin İran'a karşı savaşta İsrail ile tam uyum içinde olmasının "siyasi bir yük" olduğunu düşünüyor. Bu oran 2021'de yüzde 30'du. Değişim, partinin izolasyonist kanadının güçlenmesine ve Trump'ın "Amerika'yı yeniden büyük yap" söyleminin savaş karşıtı bir yoruma bürünmesine bağlanıyor.
Bölgesel olarak İran, ABD-İsrail arasındaki bu ayrışmayı avantaja çevirmeye çalışıyor. Tahran, uluslararası toplumla yeni müzakereler için zemin yoklarken, Rusya ve Çin ile nükleer işbirliğini derinleştiriyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri ise İran'ın nükleer silah sahibi olması durumunda kendi savunma politikalarını gözden geçirmek zorunda kalacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin İran'ın nükleer programına ilişkin dengeli tutumunu teyit ediyor. Ankara, Tahran'ın nükleer silah edinmesine karşı çıkarken, bölgesel bir askeri çatışmanın Türkiye'yi de içine çekebilecek sonuçlarından endişe ediyor. ABD ile İsrail arasındaki fikir ayrılığı, Türkiye'ye İran konusunda daha bağımsız bir diplomatik manevra alanı sağlayabilir. Ancak İran'ın olası bir nükleer silah kapasitesi, Türkiye'nin kendi nükleer enerji ve savunma stratejilerini yeniden değerlendirmesine neden olabilir. Türkiye, bu krizde arabuluculuk rolü üstlenerek bölgesel istikrara katkıda bulunma fırsatını kullanabilir.