Uygur hakları savunucusu Rebiya Kadeer, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında yapılması planlanan zirve öncesinde Çin yönetiminin insan hakları konuşmalarına yönelik uyarısını sert bir dille eleştirdi. Özgür Asya Radyosu'na (RFA) konuşan Kadeer, "İnsan hakları hakkında konuşmama yönündeki uyarı, güçlü bir ülkenin yapacağı türden bir açıklama değil" dedi. Kadeer'in bu sözleri, Pekin'in zirve öncesi Washington'a gönderdiği ve insan hakları konularının görüşülmemesi gerektiğini belirten "kırmızı çizgi" mesajına yanıt niteliğinde.
Çin'in 'Kırmızı Çizgi' Uyarısının Arka Planı
Çin yönetimi, Trump-Şi zirvesi öncesinde ABD'ye ilettiği mesajda, insan hakları, özellikle de Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki durumun zirvede gündeme getirilmemesini talep etti. Bu talep, Pekin'in son yıllarda uluslararası platformlarda artan insan hakları eleştirilerine karşı gösterdiği hassasiyetin bir yansıması. Çin, Sincan'da uyguladığı politikaları "terörle mücadele" ve "aşırılıkla mücadele" kapsamında meşrulaştırmaya çalışsa da, bağımsız raporlar ve uluslararası kuruluşlar bölgede bir milyondan fazla Uygur ve diğer Müslüman azınlığın "yeniden eğitim kampları"nda tutulduğunu, zorla çalıştırıldığını ve kültürel asimilasyona tabi tutulduğunu belgeliyor. Çin, bu iddiaları reddediyor ve kampların mesleki eğitim merkezleri olduğunu savunuyor.
Rebiya Kadeer, 2006-2017 yılları arasında Dünya Uygur Kurultayı'nın başkanlığını yürütmüş, uzun yıllar Çin'de hapis yatmış ve ardından ABD'ye sürgüne gitmiş bir isim. Kadeer, Çin'in baskıcı politikalarını uluslararası arenada dile getiren en tanınmış Uygur aktivistlerden biri. RFA'ya verdiği demeçte, Çin'in bu tür uyarılarla aslında zayıflığını gösterdiğini savundu. "Eğer gerçekten güçlü ve kendinden emin bir ülke olsaydı, insan hakları konuşulmasın diye tehdit etmezdi. Bu, uluslararası toplumun tepkisinden korktuklarının işaretidir" ifadelerini kullandı.
Trump-Şi Zirvesi ve İnsan Hakları Boyutu
Trump-Şi zirvesinin öncelikli gündem maddeleri arasında ticaret, Kuzey Kore'nin nükleer programı ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilim yer alıyor. Ancak insan hakları örgütleri, ABD yönetimine Sincan'daki durumu ve Hong Kong'daki baskıları zirvede gündeme getirme çağrısı yapıyor. Trump yönetimi, geçmişte Çin'e yönelik insan hakları eleştirilerinde bulunmuş, 2020'de Sincan'daki yetkililere yaptırım uygulamıştı. Ancak ticaret savaşları ve Kuzey Kore gibi öncelikli konuların gölgesinde insan haklarının arka planda kalabileceği endişesi hakim.
Kadeer, "Uluslararası toplumun Uygurların sesini duyması gerekiyor. Sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır" diyerek ABD ve diğer ülkelere çağrıda bulundu. Çin'in son yıllarda ekonomik gücünü kullanarak birçok ülkeyi insan hakları eleştirilerinden vazgeçirmeye çalıştığı biliniyor. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında borçlandırılan ülkeler, Çin'e yönelik eleştirilerde bulunmaktan kaçınıyor. Bu durum, uluslararası insan hakları rejiminin karşı karşıya olduğu en büyük meydan okumalardan biri olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Çin'in Sincan politikaları, yalnızca Uygurları değil, bölgedeki Kazak, Kırgız ve diğer Türk kökenli Müslüman toplulukları da etkiliyor. Bu durum, Orta Asya ülkeleriyle Çin arasında zaman zaman gerilimlere yol açıyor. Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkeler, kendi vatandaşlarının Sincan'daki kamplarda tutulduğuna dair raporlar üzerine Pekin'e sorular yöneltmiş, ancak somut adımlar atmaktan kaçınmıştı. Türkiye ise yıllardır Uygur Türklerinin haklarını savunan açıklamalar yapıyor, ancak ekonomik ve diplomatik ilişkiler nedeniyle zaman zaman dengeli bir söylem benimsiyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Çin'in Sincan'daki uygulamalarını "insanlığa karşı suç" olarak nitelendiriyor ve bağımsız bir uluslararası soruşturma çağrısı yapıyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan Çin, bu tür girişimleri veto yetkisini kullanarak engelleyebiliyor. Bu da uluslararası toplumun etkili bir yaptırım mekanizması geliştirmesini zorlaştırıyor.
Trump-Şi zirvesi, Çin'in insan hakları konusundaki tutumunu uluslararası kamuoyu önünde sergilemesi açısından kritik bir sınav olacak. Kadeer gibi aktivistler, zirvenin insan hakları açısından bir dönüm noktası olmasını umut ediyor, ancak realistler, ekonomik çıkarların öncelikli olduğu bir dönemde insan haklarının yeterince gündeme gelmeyeceğini öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sincan'daki Uygur Türklerine yönelik baskılar, Türkiye'nin yakından takip ettiği ve kamuoyunda geniş yankı bulan bir konu. Türk dış politikası, Çin ile ekonomik ve ticari ilişkileri koruma ile soydaş toplulukların haklarını savunma arasında hassas bir denge gözetiyor. Çin'in "kırmızı çizgi" uyarısı, uluslararası platformlarda insan hakları ihlallerinin konuşulmasını engellemeye yönelik bir adım olarak, Türkiye'nin çok taraflı diplomaside karşılaştığı zorlukları artırıyor. Ayrıca, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Çin ile artan ekonomik bağımlılık, Ankara'nın elini zayıflatabilir. Türkiye'nin, insan hakları evrensel normlarını savunurken jeopolitik ve ekonomik gerçekleri de gözeten bir strateji izlemesi gerekiyor.