Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Başkanı Christian Saunders, İsrail polisinin Doğu Kudüs'teki ajans merkezine düzenlediği baskını şiddetle kınadı. Saunders, Al Jazeera'ye yaptığı açıklamada, bu operasyonun UNRWA'nın çalışmalarını zayıflatma ve Filistinlilerin haklarını ortadan kaldırma yönündeki daha geniş bir kampanyanın parçası olduğunu söyledi. Baskın, İsrail'in Doğu Kudüs'teki UNRWA tesislerinden birinde gerçekleşti ve ajans personelinin yanı sıra bölgedeki Filistinli mülteciler üzerinde derin bir endişe yarattı. Bu gelişme, İsrail-Filistin çatışmasının tırmandığı ve Birleşmiş Milletler'in insani yardım kuruluşlarının hedef alındığı bir dönemde geldi. UNRWA, yaklaşık iki milyon Filistinli mülteciye eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler sunuyor ve bu nedenle tesislerine yönelik her türlü ihlal, yardım çalışmalarını ciddi şekilde sekteye uğratma riski taşıyor.
Baskın ve Arkasındaki Bağlam
İsrail polisi, geçtiğimiz günlerde Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah mahallesinde bulunan UNRWA'ya ait bir tesise baskın düzenledi. Yetkililer, operasyonun yasal bir mülkiyet anlaşmazlığına ilişkin olduğunu öne sürerken, UNRWA bu açıklamayı reddetti ve tesislerinin uluslararası koruma altında olduğunu vurguladı. Christian Saunders, Al Jazeera'ye yaptığı açıklamada, baskının planlı ve koordineli bir saldırı olduğunu, amacının ajansın kararlılığını kırmak olduğunu ifade etti. Saunders, ajansın uluslararası toplumun Filistinli mültecilere karşı sorumluluğunun bir simgesi olduğunu, bu tür eylemlerin sadece UNRWA'ya değil, aynı zamanda uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler'in temel ilkelerine yönelik bir saldırı olduğunu sözlerine ekledi.
UNRWA, 1949 yılında kurulmuş olup, 1950'den beri Filistinli mültecilere hizmet veriyor. Ajans, Batı Şeria, Gazze, Doğu Kudüs, Ürdün, Lübnan ve Suriye'de 59 resmi mülteci kampında faaliyet gösteriyor. İsrail, yıllardır UNRWA'yı Filistinli mülteci sorununun çözümünü engellemekle suçluyor ve ajansın yetkilerinin kısıtlanması veya tamamen kaldırılması için uluslararası toplum nezdinde lobi faaliyetleri yürütüyor. Bu bağlamda, Doğu Kudüs'teki tesise yapılan baskın, İsrail'in UNRWA'ya karşı başlattığı sistematik kampanyanın yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor.
Baskın, İsrail polisinin tesise zorla girmesi ve personelin çalışmasını engellemesiyle gerçekleşti. Görgü tanıklarına göre, polis çevrede geniş güvenlik önlemleri alırken, bazı ajans çalışanları gözaltına alındı. UNRWA yetkilileri, gözaltına alınanların kısa süre sonra serbest bırakıldığını ancak bu tür yıldırma yöntemlerinin ajansın faaliyetlerini durdurmayı amaçladığını açıkladı. Ayrıca, baskın sırasında ajansa ait bazı malzemelere el konulduğu öne sürülüyor. UNRWA, bu durumun insani yardım çalışmalarını aksattığını ve bölgedeki Filistinli mültecilerin temel hizmetlere erişimini olumsuz etkilediğini belirtti.
Uluslararası Toplum ve Bölgesel Yansımalar
UNRWA Başkanı Christian Saunders'ın kınama açıklaması, uluslararası toplumda geniş bir yankı buldu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, İsrail hükümetine çağrıda bulunarak, UNRWA'nın insani çalışmalarının korunması gerektiğini vurguladı. Avrupa Birliği ve bazı Avrupa ülkeleri de İsrail'in bu hamlesini kınayan açıklamalar yaptı. Bölgede ise Filistinli yetkililer ve mülteci kampı sakinleri, tesislere yapılan her türlü saldırının barış sürecini olumsuz etkileyeceğini ifade ediyor. Filistin Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in bu eylemlerinin uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu ve Filistin halkına yönelik kolektif cezalandırma yöntemi teşkil ettiğini açıkladı.
Uzmanlar, İsrail'in UNRWA'ya yönelik bu son girişiminin, Doğu Kudüs'teki demografik yapıyı değiştirme çabalarının bir parçası olduğunu değerlendiriyor. Doğu Kudüs, Filistinlilerin gelecekte kuracakları devletin başkenti olarak görülüyor, ancak İsrail 1967'de işgal sonrası bölgeyi ilhak ederek burayı başkenti olarak ilan etmişti. Uluslararası toplum bu ilhakı tanımıyor ve Doğu Kudüs'ün statüsünün kalıcı barış görüşmelerinde belirlenmesi gerektiğini savunuyor. UNRWA tesislerinin Doğu Kudüs'teki varlığı, Filistinli mültecilerin şehir üzerindeki tarihsel bağlarını ve uluslararası koruma altındaki haklarını simgelemektedir. Bu nedenle, İsrail'in ajansı hedef alması, sadece kurumsal bir hedefle sınırlı kalmayıp, siyasi bir mesaj içeriyor.
Öte yandan, bu baskın, İsrail'in son dönemde Filistinli sivillere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir döneme denk geliyor. Gazze'ye yönelik saldırılar ve Batı Şeria'daki operasyonlar, BM insani yardım kuruluşlarının zaten kısıtlı olan kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. UNRWA, mali krizle de boğuşuyor; geçtiğimiz yıl ABD ve diğer bazı ülkelerin fonlarını kesmesinin ardından, ajans bütçe açığıyla karşı karşıya kalmıştı. Bu ekonomik kırılganlık, İsrail'in siyasi baskısını daha da etkili kılıyor ve ajansın bağımsız ve tarafsız kalma ilkesini zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesi ve Doğu Kudüs'ün statüsüyle yakından ilgilenen başlıca ülkelerden biridir. Ankara, UNRWA'ya verdiği mali desteği sürdürmekte ve Filistinli mültecilerin haklarını uluslararası platformlarda savunmaktadır. Bu gelişme Türkiye'nin, Filistin'in BM'de tanınması ve Kudüs'ün statüsü konusundaki tutumunu güçlendirmektedir. Ancak, İsrail'in bu tür eylemleri, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşme sürecine de potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye, bölgesel bir aktör olarak Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı ile birlikte hareket ederek, uluslararası toplamda İsrail'e yönelik baskıların artması için diplomatik girişimlerde bulunabilir. Küresel ölçekte ise UNRWA'ya yönelik saldırı, çok taraflı insani diplomasinin erozyona uğradığının bir işareti olarak değerlendirilebilir; Türkiye bu bağlamda, BM sisteminin güçlendirilmesi ve uluslararası hukukun üstünlüğünün korunması için sesini yükseltmektedir.