Birleşmiş Milletler (BM), İsrail güvenlik güçlerinin Batı Şeria’da yerleşimcilere rutin olarak eşlik ettiğini ve Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinde onlara kalkan görevi gördüğünü ortaya koyan bir rapor yayımladı. BM İnsan Hakları Konseyi tarafından 20 Haziran 2024 tarihinde Cenevre’de açıklanan rapor, İsrail ordusu ve polisinin yerleşimcilerle koordineli hareket ederek Filistin köylerine yönelik baskınlara katıldığını ya da saldırılar sırasında müdahale etmeyerek fiilen destek sağladığını belgeliyor. Raporda, 2023 yılı boyunca yerleşimci şiddetinin arttığına dikkat çekilirken, İsrail güçlerinin bu olayların yalnızca %2’sinde failleri tutukladığı ifade ediliyor.
Yerleşimci şiddetinin yapısal boyutu
BM raporu, İsrail’in 1967’den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da yerleşimci nüfusunun 700 bine ulaştığını hatırlatıyor. Rapora göre, İsrail güvenlik güçleri yerleşimcilerin Filistin topraklarına izinsiz girişlerine göz yummakla kalmıyor, aynı zamanda onlara lojistik destek sağlıyor. Örneğin, Nablus yakınlarındaki Burin köyünde yerleşimcilerin Filistin zeytinliklerini ateşe vermesi sırasında İsrail polisinin olaya müdahale etmediği, hatta bazı durumlarda Filistinlilerin kendi topraklarını korumasını engellediği kaydediliyor. Rapor, bu tür olayların sistematik olduğunu ve İsrail’in resmi politikasının bir parçası haline geldiğini vurguluyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) tarafından hazırlanan çalışmada, yerleşimci şiddetinin Filistinlilerin mülklerine, tarım arazilerine ve canlarına yönelik olduğu belirtiliyor. 2023 yılında 1.200’den fazla Filistinlinin yerleşimci saldırıları sonucu yaralandığı, 20’sinin ise hayatını kaybettiği aktarılıyor. Rapor, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal eden bu uygulamalarının, işgal altındaki topraklarda etnik temizlik ve apartheid suçuna varabileceği uyarısında bulunuyor.
Uluslararası toplumdan tepkiler
BM raporu, Batı Şeria’daki şiddetin yalnızca bölgesel bir mesele olmadığını, aynı zamanda uluslararası hukukun temel ilkelerini hedef aldığını ortaya koyuyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, raporu ‘son derece endişe verici’ olarak nitelendirirken, ABD Dışişleri Bakanlığı ise ‘bağımsız incelemeye değer’ bulduğunu açıkladı. Arap Birliği ve Filistin yönetimi, raporu İsrail’e karşı uluslararası yaptırımlar için bir dayanak olarak kullanmayı planladıklarını duyurdu. İsrail hükümeti ise raporu ‘taraflı’ ve ‘gerçeklerden uzak’ olarak reddederken, Savunma Bakanı Yoav Gallant, “İsrail güvenlik güçleri yalnızca yasalara uygun hareket eder” savunmasını yaptı.
Raporun yayımlanması, İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçlamasıyla yargılandığı bir sürece denk geldi. BM, Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetini belgeleyen bu raporla, uluslararası toplumun işgal politikalarına karşı daha somut adımlar atması gerektiğinin altını çiziyor. Uzmanlar, BM Güvenlik Konseyi’nin bu konuda bir karar almasının zor olduğunu, ancak raporun bireysel devletlerin İsrail’e yönelik politikalarını değiştirebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu rapor, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına uluslararası hukuk zemininde yeni bir kanıt sunuyor. Ankara, BM raporunun İsrail’in işgal politikalarını kınamak için diplomatik bir araç olarak kullanabilir. Türkiye’nin Filistin yönetimiyle yakın ilişkileri ve İsrail’le son dönemde dalgalı seyreden bağları, bu raporu bölgesel bir kaldıraç haline getirebilir. Ancak Türkiye’nin NATO ve ABD ile stratejik ortaklığı, bu tür raporların etkisini sınırlayabilir. Küresel ölçekte ise rapor, uluslararası toplumun işgal altındaki topraklarda iki devletli çözümü destekleme gerekliliğini yeniden hatırlatıyor.