Uluslararası toplum, diplomatik ağırlığını ve etki gücünü hızla yitiriyor. Bunun en somut örneği, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz'ın bu hafta başında yaptığı açıklamayla ortaya çıktı. Katz, İsrail'in Lübnan, Suriye ve Gazze'de işgal ettiği topraklardan çekilmeyeceğini ilan etti. Bu açıklama, günümüz sömürgeciliğinin –zırhını soykırımdan alan– dizginlenmediğinde nelere yol açabileceğinin açık bir göstergesi oldu.
Katz'ın Açıklaması ve İşgalin Boyutları
Katz, 7 Nisan 2025 Pazartesi günü yaptığı yazılı açıklamada, İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki işgal bölgelerinden, Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeden ve Gazze Şeridi'nin tamamından çekilmeyeceğini belirtti. Katz, "Bu bölgelerin güvenliği İsrail'in elinde kalacak, askeri varlığımız sürecek" ifadelerini kullandı. Açıklama, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1701 sayılı kararı başta olmak üzere, uluslararası hukukun ihlali anlamına geliyor. BMGK kararları, İsrail'in işgal altındaki topraklardan çekilmesini öngörüyor ancak yıllardır uygulanamıyor.
İsrail, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşının ardından, kuzey sınırında Hizbullah ile çatışmaların artması üzerine Ekim 2024'te Lübnan'ın güneyine kara harekâtı düzenlemişti. Suriye'de ise 1967'den beri işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri'nde ilhak kararını genişletme yoluna gitmişti. Katz'ın açıklaması, bu işgallerin kalıcı hale getirilme niyetini ortaya koyuyor.
Uluslararası Toplumun Tepkisi ve Etkisizlik
Katz'ın açıklamasına uluslararası toplumdan gelen tepkiler sınırlı kaldı. ABD Dışişleri Bakanlığı, "İsrail'in güvenlik endişelerini anlıyoruz, ancak bölgesel istikrar için diplomatik çözümler gerekiyor" şeklinde bir açıklama yapmakla yetindi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi, İsrail'in uluslararası hukuka uymasını talep eden bir bildiri yayımladı ancak herhangi bir yaptırım tehdidinde bulunmadı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, "Bu tür tek taraflı adımlar barış sürecine zarar veriyor" uyarısında bulundu. Ancak geçmişte olduğu gibi, bu kınamaların somut bir sonuç doğurması beklenmiyor.
Uluslararası toplumun bu acziyeti, İsrail'in daha önce BMGK kararlarını ve Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) geçici tedbir kararlarını hiçe saymasının ardından geliyor. UAD, Ocak 2024'te İsrail'in Gazze'de soykırımı önlemek için tüm tedbirleri almasına hükmetmiş, ancak İsrail bu kararı da tanımamıştı. Bu tablo, uluslararası hukukun ve diplomatik mekanizmaların ne denli etkisiz kaldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in bu adımı, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davası ve bölgesel barış vizyonu açısından kritik bir eşik oluşturuyor. Türkiye, BMGK kararlarının uygulanmasını savunurken, İsrail'in bu meydan okuyuşu Ankara'nın diplomatik girişimlerinin etkisini tartışmaya açıyor. Bölgesel güvenlik açısından İsrail'in Lübnan ve Suriye'deki işgali, Türkiye'nin sınır komşularındaki istikrarsızlığı derinleştirebilir ve göç dalgalarını tetikleyebilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları üzerindeki gerilimi artırabilir. Türkiye'nin, İsrail'e yönelik diplomatik baskıyı artırması ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda daha etkin rol alması beklenebilir.