Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yargıçları, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde uygulanan yaptırımlara karşı hukuki mücadele başlattı. Yargıçlar, 2020 yılında Trump yönetimi tarafından getirilen kısıtlamaların UCM'nin tarafsızlığını ve bağımsızlığını hedef aldığını belirterek, bu önlemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia ediyor. Söz konusu yaptırımlar, Mahkeme'nin Afganistan ve Filistin'de ABD ve İsrail güçlerinin işlediği iddia edilen savaş suçlarına ilişkin soruşturmalarını engellemeyi amaçlıyor. Lahey'deki UCM yargıçları, yaptırımların kendilerini cezalandırmak ve kararlarını etkilemek için kullanıldığını savunuyor.
Gelişmenin arka planı
ABD, UCM'yi hiçbir zaman tanımamış ve Mahkeme'nin Amerikan vatandaşları veya müttefikleri üzerinde yargı yetkisi kullanmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Trump yönetimi, 2020 yılında UCM Savcısı Fatou Bensouda'yı ve üst düzey bir yetkiliyi yaptırım listesine alarak varlıklarına el koyma ve ABD'ye giriş yasağı getirmişti. Bu hamle, Mahkeme'nin Afganistan'daki ABD askerlerine yönelik savaş suçu soruşturmasının ardından gelmişti. Daha sonra Biden yönetimi yaptırımları kaldırmış olsa da, yargıçlar Trump'ın eylemlerinin yarattığı tehdit ve baskı ortamının hala devam ettiğini belirtiyor. Yargıçlar, yaptırımların yalnızca bireysel olarak kendilerini değil, Mahkeme'nin tüm işleyişini hedef aldığını ve bu durumun evrensel adalet arayışına büyük zarar verdiğini ifade ediyor.
Dava dilekçesinde, Trump'ın yaptırımlarının UCM'yi çökertmeye yönelik sistematik bir saldırının parçası olduğu vurgulanıyor. Yargıçlar, bu tür önlemlerin uluslararası hukukun en temel ilkelerini ihlal ettiğini ve Mahkeme'nin tarafsızlığını korumak için hukuki yollara başvurduklarını açıklıyor. UCM'nin kuruluş anlaşması olan Roma Statüsü'ne atıfta bulunan yargıçlar, hiçbir devletin Mahkeme'yi hedef alan yaptırımlar uygulama hakkına sahip olmadığını savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın yaptırımları ve UCM yargıçlarının buna karşı açtığı dava, uluslararası hukukun üstünlüğü ile büyük güçlerin siyasi çıkarları arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne seriyor. Özellikle İsrail-Filistin meselesi, bu davada kilit bir rol oynuyor. UCM, 2021 yılında Filistin topraklarında işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturma başlatmış ve İsrail ile Hamas yetkililerini kapsayan tutuklama kararları çıkarmıştı. ABD ve İsrail, Mahkeme'nin bu hamlesini şiddetle kınamış ve meşruiyetini sorgulamıştı. Yaptırımlar tam da bu soruşturmaların ardından uygulamaya konulmuştu. Yargıçlar, Trump'ın yaptırımlarının Mahkeme'yi sindirme ve soruşturmaları durdurma amacı taşıdığını iddia ediyor. Bu durum, uluslararası toplumda iki farklı kutbun oluşmasına neden olurken, ABD'nin müttefikleri dahi bu yaptırımların hukuka aykırı olduğu konusunda uyarılarda bulunuyor. Avrupa Birliği ve çeşitli insan hakları örgütleri, UCM'nin bağımsızlığını savunarak yaptırımların kaldırılması çağrısı yapıyor.
Bu dava, sadece hukuki bir mücadele olmanın ötesinde, uluslararası ceza adaletinin geleceği açısından da kritik bir sınav niteliği taşıyor. Yargıçların kazandığı veya kaybettiği sonuç, büyük güçlerin uluslararası mahkemeler üzerindeki etkisini ve bu mahkemelerin bağımsızlığını doğrudan etkileyecek. Öte yandan, Trump'ın yeniden aday olması ve olası bir ikinci dönemde benzer yaptırımları tekrar uygulayabileceği spekülasyonları, UCM yargıçlarının hukuki güvence arayışını daha da anlamlı kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'ne taraf değil. Ancak bu dava, Türkiye'nin dış politikasında sıkça vurguladığı uluslararası hukukun üstünlüğü ve egemen eşitlik ilkeleriyle doğrudan ilgili. Özellikle Doğu Akdeniz ve Suriye gibi bölgelerde yaşanan hukuki ihtilaflarda, Türkiye uluslararası mahkemelerin kararlarının bağlayıcılığını kabul eden bir pozisyon sergiliyor. Trump'ın yaptırımları, büyük güçlerin uluslararası hukuku kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme çabasını ortaya koyuyor. Bu durum, Türkiye'nin de dahil olduğu Filistin meselesi ve Doğu Akdeniz'deki hak arayışları bağlamında önem kazanıyor. UCM yargıçlarının mücadelesi, uluslararası hukukun tarafsız uygulanmasına verilen desteğin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.