Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı İngiliz hukukçu Karim Khan, hakkında başlatılan cinsel taciz soruşturması nedeniyle mahkemenin denetim organı tarafından geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Bu, ICC tarihinde bir başsavcının resmen görevden alınmasının ilk örneği olarak kayıtlara geçti. Khan, daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında Ukrayna'daki savaş suçları nedeniyle tutuklama emri çıkarmasıyla uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmişti. Görevden uzaklaştırma kararı, mahkemenin iç işleyişine yönelik güven kaygılarını artırırken, uluslararası adalet mekanizmalarının hesap verebilirliği konusunu yeniden gündeme taşıdı.
Soruşturmanın arka planı
Karim Khan hakkındaki iddialar, mahkemenin bağımsız bir denetim birimi tarafından incelenmeye başlandı. Henüz detayları resmen açıklanmamış olsa da, cinsel taciz suçlamalarının Khan'ın Londra'daki bir avukatlık bürosunda çalışan bir kadın avukat tarafından yapıldığı belirtiliyor. Khan, iddiaları kesin bir dille reddederek, itibarını iade etmek için hukuki yollara başvuracağını açıkladı. Ancak ICC'nin bağımsız denetim komitesi (IOM), soruşturma sürecinin tarafsızlığı ve kurum itibarı açısından Khan'ın geçici olarak görevden alınmasının uygun olacağını değerlendirdi.
Bu gelişme, ICC'nin kendi çalışanlarına yönelik cinsel taciz ve cinsel istismar vakalarını ele alma konusunda eleştirilerin odağında olduğu bir dönemde yaşandı. Mahkeme, 2019-2021 yılları arasında eski bir yöneticinin cinsel taciz suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış, ancak o dönemde benzer bir idari yaptırım uygulanmamıştı. Khan'ın durumu, ICC'nin kurumsal yönetim ve hesap verebilirlik konularında daha katı standartlar benimseme zorunluluğunu ortaya koyuyor.
Bölgesel ve küresel boyutu
Karim Khan'ın görevden uzaklaştırılması, özellikle hâlihazırda yürütülen yüksek profilli davalar üzerinde belirsizlik yaratıyor. Khan, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana Putin ile Rusya'nın Çocuk Hakları Komiseri Maria Lvova-Belova hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Ayrıca, Myanmar'da Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım iddiaları ve İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin de soruşturmalar sürüyor. Mahkeme, Khan'ın yokluğunda başsavcı vekili olarak bir yetkilinin atanması sürecini başlattı. Ancak bu durum, özellikle büyük güçlerin ICC'ye yönelik baskıları göz önüne alındığında, mahkemenin bağımsızlığı ve etkinliği konusunda yeni soru işaretleri doğuruyor. Rusya, ICC'nin Putin hakkındaki kararını zaten tanımadığını ilan etmişti; bu gelişme ise Kremlin'in mahkemeye olan güvensizliğini pekiştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ICC'nin başsavcısına yönelik bu soruşturma, Türkiye'nin mahkemeyle ilişkileri bağlamında dolaylı bir önem taşıyor. Türkiye, Roma Statüsü'ne taraf olmamakla birlikte, uluslararası ceza hukuku alanında ICC ile zaman zaman iş birliği yapıyor. Ancak mahkemenin iç krizleri, uluslararası adalet mekanizmalarına duyulan güveni zedeleyerek küresel hukuk sistemini zayıflatıyor. Özellikle Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz gibi bölgesel krizlerde Türkiye'nin çıkarlarını etkileyebilecek davaların yavaşlaması veya siyasallaşması riski bulunuyor. Ankara, ICC'nin tarafsızlığına yönelik endişeleri daha önce dile getirmişti; bu olay da bu kaygıları doğrulayan bir emsal teşkil edebilir. Türkiye'nin uluslararası hukukun üstünlüğüne verdiği destek çerçevesinde, mahkemenin kurumsal itibarını koruması kritik önemde görülüyor.