Ukrayna, savaşın üçüncü yılına girerken dikkat çekici bir yenilikçilik sergiliyor: Bir yandan cephe hattını tutmayı başarırken, diğer yandan Rusya ekonomisine yönelik etkili saldırılar düzenliyor. Chatham House Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı kıdemli danışmanı ve siyasi risk analisti Samantha de Bendern, bu durumu değerlendirdi. De Bendern, Avrupa'nın Ukrayna'ya verdiği desteğin giderek artan ancak yetersiz olduğunu belirterek, Kiev'in kararlılığının ve yaratıcılığının altını çizdi.
Gelişmenin Arka Planı
Ukrayna, savaşın başından bu yana Batı'dan gelen askeri ve mali yardıma rağmen, Rus işgaline karşı koymak için kendi kaynaklarını da etkili bir şekilde kullanıyor. Özellikle son aylarda, Ukrayna istihbaratı ve ordusu, Rusya'nın enerji altyapısına ve askeri lojistiğine yönelik derinlemesine saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar, Rusya'nın savaş ekonomisini zayıflatmayı ve Moskova'nın askeri kapasitesini baltalamayı hedefliyor.
Samantha de Bendern, bu stratejinin "gerçekten olağanüstü" olduğunu ve Ukrayna'nın sadece savunmada kalmadığını, aynı zamanda aktif bir şekilde Rusya'nın zayıf noktalarına saldırdığını ifade ediyor. De Bendern'e göre, Ukrayna'nın bu yenilikçi yaklaşımı, Batılı müttefiklerin sağladığı silahların yanı sıra, yerli drone üretimi ve siber savaş yetenekleriyle de destekleniyor.
Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri, Ukrayna'ya mali ve askeri destek sağlamaya devam ediyor. Ancak de Bendern, bu desteklerin Ukrayna'nın temel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını vurguluyor. Özellikle hava savunma sistemleri, topçu mühimmatı ve uzun menzilli füzeler konusunda Ukrayna'nın daha fazla desteğe ihtiyacı var. Avrupa'nın kendi savunma sanayii kapasitesindeki sınırlılıklar, bu desteğin hızını ve kapsamını olumsuz etkiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ukrayna-Rusya savaşı, sadece bölgesel bir çatışma olmaktan çıkarak küresel bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda. ABD ve Avrupa Birliği'nin Ukrayna'ya verdiği destek, Rusya'ya karşı Batı'nın birliğini sınamaktadır. Bu durum, küresel enerji piyasalarından gıda güvenliğine kadar birçok alanda önemli etkiler yaratmaktadır.
Rusya'ya yönelik yaptırımlar, Batı ile Rusya arasındaki ekonomik bağları neredeyse koparırcasına etkili olurken, Çin ve Hindistan gibi ülkeler ise tarafsız bir konum benimseyerek bu etkileri kendi lehlerine kullanmaya çalışıyor. Özellikle Çin, Rusya'ya diplomatik ve ekonomik destek vererek Batı'nın yaptırım rejimini delmeye çalışıyor. Bu durum, savaşın sonucunu belirlemede etkili olabilecek jeopolitik dengeleri değiştiriyor.
Samantha de Bendern'e göre, Ukrayna'nın savaş alanındaki başarısı, Batı'nın desteğine bağlı olduğu kadar, Kiev'in kendi stratejik dehasına da dayanıyor. Ukrayna'nın Rus işgaline karşı gösterdiği direnç, Doğu Avrupa ülkeleri ve Baltık devletleri üzerinde de caydırıcı bir etki yaratıyor. Bu ülkeler, Rusya'nın yayılmacı politikalarına karşı kendilerini daha güvende hissederken, NATO'nun doğu kanadındaki güçlendirme çalışmaları da hız kazanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşında stratejik bir denge politikası izliyor. Ankara, her iki tarafla da diyalog kurarak arabuluculuk rolü üstleniyor ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumaya çalışıyor. Ukrayna'nın savaştaki yenilikçi yaklaşımı ve Rusya ekonomisinin kırılganlıkları, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak konumunu güçlendirebilir. Özellikle Karadeniz'deki enerji kaynakları ve ticaret yolları üzerindeki etkisi, Türkiye'nin stratejik önemini artırıyor. Türkiye'nin hem Ukrayna'ya insani ve siyasi destek vermesi hem de Rusya ile enerji ve ticaret alanındaki işbirliğini sürdürmesi, dengeli bir dış politika izlemesini gerektiriyor. Bu süreçte Türkiye, savaştan en az zararla çıkmak ve bölgesel istikrarın korunmasında aktif rol oynamak istiyor.